Bor madeninden yatak üretildi; bakterileri öldürüyor

Türkiye toplam 3,3 milyar ton rezerv miktarı ile dünya toplam bor rezervi sıralamasında yüzde 73’lük pay ile ilk sırada yer alıyor. Yatak sektörünün önemli oyuncularından Bambi Yatak, ‘Bordan Gelen Hijyen’ sloganı ile bor madenini yatağın içine entegre etti. Borjen adı verilen ve yıl sonuna kadar 50 bin adet üretilmesi planlanan yatağın tanıtım toplantısı Çırağan Sarayı’nda yapıldı.

İHRACAT ATAĞI

Yataktaki mite ve küfün çoğalmasını engelleyen ve bakterileri öldüren Borun, hijyenik özelliğinden faydalanarak üretilen Borjen yatağın 20 ülkeye ihraç edilmesi hedefleniyor.

1,5 milyon liralık Ar-Ge yatırım bütçesiyle yatağı ürettiklerini söyleyen Bambi Yatak Yönetim Kurulu Üyesi Emre Gökmen, Türkiye’de ve dünyada ilk kez bor mineralini yatağın süngerine ve kumaşına entegre ettiklerini dile getirdi.

BAKTERİ, MİTEIN GELİŞİMİ ENGELLİYOR

Bor madeninden üretilen ‘Borjen’ yatak hakkında bilgi veren Gökmen, “Her gün üzerinde saatlerce uyuduğumuz yatağımızda sayısı milyonlarla ifade edilecek kadar fazla bakteri, mite gibi mikroorganizmalar yaşıyor. Bu küçük canlılar insan sağlığını tehdit ettiği gibi astım, alerjik reaksiyonlar, bronşit gibi birçok hastalığı da tetikliyor. Profesyonel sağlık uzmanlarıyla görüşerek ve tüketicilerin beklentilerine kulak vererek, bor minarelini ‘Borjen’ ismini verdiğimiz yatağımızda kullandık” dedi.

“HİJYENİ UYKUYLA BİRLEŞTİRDİK”

Günümüzde, yatak odalarının birer yaşam alanı olduğunu söyleyen Gökmen,

“Son zamanlarda ülkemizdeki en büyük sorunlardan biri alerji ve astım. Toz, küf, mantar ve miteların neden olduğu hastalıklar yaygınlaşıyor. Hayatımızın 3’te 1’ini yatakta geçiyoruz. Bu toz ve bakterilere en çok yatakta maruz kalıyoruz. Bunları yok edebilmek için ürün arayışına girdik. Yerli ve milli madenimiz ve gelecek vadeden bor madeninden faydalandık. Bor madeni özellikle temizlik sektöründe ön plana çıkmaya başlamıştı. Borun antibakteriyel bir özelliği var. İçerisine bakteriyi koyduğunuz zaman yüzde 99 o bakteriyi öldürüyor. Mite ve küflerin de gelişimini engelliyor. Bununla ilgili tüm testlerimiz ve raporlarımız mevcut” diye konuştu.

YATAĞIN KUMAŞI VE SÜNGERİ BORDAN YAPILDI

Yatağın diğer özelliklerini anlatan Gökmen, “Yatağın üst kumaş yüzeyinde ve süngerinde bor var. Ayrıca pocket yay sistemi kullandık. Yani birbirinden bağımsız vücut basıncını yayan bir sistem. Yatağın başlık kısmında aydınlatma için bir lamba var, telefonu, bilgisayarı şarj etmek için de bir bölüm bulunuyor” ifadelerini kullandı.

“ASTIMIN YÜZDE 70 NEDENİ MİTELARDIR”

Çocuk Alerjisi ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay ise, her 6 çocuktan 1’inin astım hastası olduğunu söyleyerek, “Astıma neden olan en önemli etken ev tozunda bulunan mitelardır. Astımın yüzde 70 nedeni mitelerdır. Mite, gözle görülemeyecek kadar küçük,8 bacaklı haşerelerdir. 5 yıllık bir yatakta 10 milyon mite vardır. Dışkıları alerjiktir, ev tozlarına yapışırlar” dedi.

MİTELER YATAKLARDA YAŞIYOR, DERİ DÖKÜNTÜSÜYLE BESLENİYOR

Mitelerın deniz kenarında yaşadığını belirten Prof. Dr. Akçay, “Nemi severler, insanların deri ve kıl döküntüleriyle besleniyorlar. O yüzden yatak odamızda çok fazla oluyorlar. Miteler en fazla yattığımız yatakta yaşıyor. Evi havalandırmalıyız, çarşafları en az 60 derecelik bir sıcaklıkta yıkayıp sonra ütülemeliyiz” diye konuştu.

‘Sarsılmış bebek sendromu’ ani ölüme neden olabilir

Sarsılmış bebek sendromu, özellikle bir yaş altındaki çocukları olumsuz etkiliyor. Ebeveynlerin çocuklarını fazla sarsmaması gerektiğini belirten Nişantaşı Üniversitesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Doğan, ailelere önemli uyarılarda bulundu. Sarsılmış bebek sendromunun en büyük nedeninin bebeği sarsmak olduğunu belirten Uzm. Dr. Murat Doğan, “Çocuklarda boyun kaslarının zayıflığına bağlı baş hareketleri hızlı yapıldığında beynin etrafını saran yapıların zedelenmesi, beynin normal oluşumunun bozulması anlamına gelmektedir. En büyük nedeni bebeğin ani hareketle ileri, geri, sağa, sola veya elle sarsılmasıdır. Ebeveynler bunu çoğunlukla fark etmeden yaparlar. Biz bunu kaza dışı kafa travması olarak da söylüyoruz. Sarsılmış bebek sendromundaki olay ani harekete bağlı çocuğun zarar görmesidir. Bebeği hızlı salladığınızda beyin kanamasına yol açabilir, bebeğin görme merkezini etkileyebilir. Beyin kanamasına bağlı çocukta ilerde epilepsiye neden olabilir. Öğrenme bozukluklarına dahi neden olabilir” diye konuştu.

İLK BİR YILA DİKKAT

Sarsılmış bebek sendromunda sarsıntı frekansına bağlı çocuktaki zararın farklılık göstereceğini anlatan Uzm. Dr. Murat Doğan, “Çocuğu bir saniye içerisinde 4-5 kere ileri geri sallamak buna neden olur. En çok yapılan hata bebeğin gaz sancısı çektiği anda veya bir ağlama krizinde anne kendi anksiyetesini çözemediğinden bebeği susturmak için sarsmasıdır. Gaz sancıları 5’inci aya kadar sürdüğünden ilk 5 aya dikkat edilmesi gerekiyor. 4’üncü ay ile bir yaş arasında rastlıyoruz. 2 yaşa kadar frekans artar. 5 yaşa kadar olguları görebiliriz. Bizim için en büyük sorun çocuklardaki beyin kanamasının oluşması, beyin zedelenmesine bağlı ileride nörolojik durumların olması. Burada ani ölüm riski çok yüksektir. Özellikle yüksek sarsıntılarda beyin kanamalarında biz bunu çok fazla görmekteyiz” diye konuştu. 

“30 YAŞINDA EPİLEPSİ OLARAK KARŞIMIZA ÇIKABİLİR”

Çocukta görülen belirtilere dikkat çeken Uzm. Dr. Doğan, “Anormal bir şekilde uyuma isteği, anormal epileptik hareketler, nefes alamama olarak belirtiler ortaya çıkar. Çocukta nefes alamama sorunları görülür. Bazen çocukta durdurulamayan ağlamalar yaşanır. Çocukta ilk 4 ila 6 saat sonra bilinç kapanması görülebilir. Bu ileri vakalarda olmaktadır. Çocuğun gözünde minimal bir etkilenme olduysa bu ilerde görme bozukluğu, 30 yaşında bile epilepsi ile karşımıza çıkar. Aileler bunu basit düşünebilir. Ağladığında bebeğimi sallıyorum sussun diye diyebilir. Ama beynin su içinde olduğunu bilmekte fayda var. Su ileri geri çarptığında içerideki sinirler kopacaktır. Böyle bir sarsılma olduysa aile hiç beklemeden çocuğu bir acil hekimine göstermelidir. Anlamsız bir ağlama olduğunda, uyuma ile ilgili bir sıkıntı görüldüğünde çocuğun mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna götürülüp muayene edilmesi gerekir. Çocukları sevmek hırpalamak değildir” uyarısında bulundu.

“SALLAMAK YERİNE NİNNİ İLE UYUTUYORUM”

Bir çocuk annesi Esra Kayahan, ilk zamanlarda bebeğini sallayarak uyuttuğunu ancak doktorun uyarısı sonucu buna dikkat ettiğini belirterek, “İleride çocuğun beyniyle ilgili problem yaşamaması için onu bebekken sarsmamaya dikkat ediyorum. Çocuğumu sallayarak değil de kitap okuyarak, ninni söyleyerek uyutmayı deniyorum. Değişik aktiviteler ile çocuğu uyutmak mümkün. İlk zamanlar ben de bebeğimi salladım ancak doktorum uyardıktan sonra bir daha yapmadım” dedi.

Bebeğini uyuturken dikkatli davranmaya özen gösterdiğini ifade eden Nilşen Yamaç ise “Sarsılmış bebek sendromunu daha önce duymuştum. Annelerin sarsarak sevmelerinden ya da uyutmaya çalışmalarından olduğunu biliyorum. Bebeğim ağladığında daha yavaş hareket ediyorum. Uyuturken ve severken dikkatli ve özenli davranmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

Bir diğer anne Sinem Güneş de “Sarsılmış bebek sendromunu daha önce doktorumdan duydum. Bunun için önlemlerimi aldım. Çocuğu kesinlikle zıplatıp sallamıyorum ve asla hırpalamıyorum” ifadelerini kullandı.

Ünlü isimlerin Red Bull Air Race heyecanı

Atatürk Havalimanı’nda gerçekleşen etkinlikte Red Bull Air Race pilotu Dario Costa, muhteşem şovların yanı sıra birbirinden ünlü isimleri de uçaklarında ağırladı.

Türkiye’nin başarılı kadın pilotlarından olan Yağmur Sarıoğlu, “Daha önce akrobasi uçaklarıyla uçtuğum için tecrübeli sayılırım ama Red Bull Air Race uçağı ile biraz daha çılgın manevralar yapma fırsatı yakaladım. G kuvvetine karşı dayanıklılık seviyem yüksek olduğu için pilotumuzun da onayı ile manevraların zorluk derecesini biraz daha artırdık. Bu sayede limitlerimi zorlamış oldum ve bambaşka bir deneyim yaşadım” dedi.

İstanbul üzerinde akrobasi yaparak turlayan Red Bull Air Race uçağında yine Dario Costa’nın konuğu olan bir diğer isim ise sevilen oyuncu Selin Şekerci oldu. Uçmak deneyimine artık farklı bir gözle baktığını söyleyen Şekerci, “Çok acayip bir histi. Dario o kadar güven verici ki kendimi o saniye hazırladım. Bir an gözlerimi kapattım ama dayanamayıp gözlerimi tekrar açtım. Havada olmak inanılmaz bir şey, çok güzeldi” diye konuştu.

Gülşen ve Can Bonomo Welcome Fest’te sahne aldı

Yeditepe Üniversitesi’nin yeni akademik yıl açılışında üniversiteye yeni başlayan öğrenciler için düzenlediği Welcome Fest ile müzik dolu bir gece yaşandı. Öğrenciler sevilen şarkıcılar eşliğinde şarkıları hep bir ağızdan seslendirdi.

Üniversitenin Kayışdağı’ndaki kampüsündeki etkinlikler gündüz saatlerinde öğrenci kulüplerinin DJ performansları ile başladı. Öğrenciler Amerikan futbolu, rodeo, roll’n shot ve dev jenga gibi oyunlarda rakiplerine meydan okudu, çekilişlere katılarak şanslarını denedi.

Akşam saatlerinde ise medya sponsoru PAL Station’ın DJ performansları ile festival alanından müzik sesleri yükselmeye başladı. İlk olarak Can Bonomo’nun, ardından ise Gülşen’in sahne aldığı festivalde heyecan ve eğlence hiç eksilmedi. Yeditepeli öğrenciler, konserler boyunca gönüllerince eğlendi, keyifli anlar yaşadı.

Şarkıcı Simge: Kalbimin sesini dinlemediğimde hata yaptım

Öpücem, Aşkın Olayım, Yankı gibi popüler şarkılarıyla tanınan pop müziğin sevilen ismi Simge Sağın, Nişantaşı Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde binlerce yeni mezunla bir araya geldi. 4 bin 500 öğrencinin kep attığı mezuniyet töreni konser ile taçlandı. Öğrenciler yağan yağmura rağmen Simge’nin şarkılarıyla doyasıya eğlendi. Konser öncesi gençlerle beraber olmaktan büyük keyif duyduğunu söyleyen Sağın, “Mezuniyet konserleri diğerlerine göre daha pozitif ve eğlenceli geçiyor. Mezuniyet duygusunun açığa vurulmasıyla sahnedeki eğlence daha da tavan yapıyor. Bu yüzden çok eğlenceli geçiyor” dedi.

TEK GERÇEĞİM KALBİMİN SESİ

Gençlerle konserde buluşmaktan büyük keyif aldığını ifade eden şarkıcı Simge, kendi hayatından kısa örnekler vererek öğrencilere şu tavsiyelerde bulundu:

“Hayat okuldan sonra başlıyor. Okul dönemi hep sınavlarla geçiyor ama gerçek hayat ilk para kazandığınız andan itibaren başlıyor. İstedikleri şeyler için pes etmemeliler, dik durmalılar ve bir şey istiyorlarsa onun için çabalamalarını söyleyebilirim. Ben bunları uyguladım. Bir de kalplerinin sesini dinlemeliler, kulağa en iyi ses oradan geliyor. Kalbimin sesini dinlemediğimde hep hata yaptım. Benim için tek gerçek kalbimin bana seslendiği ve bıraktığı izler. Buralara kalbimin sesini dinleyerek geldim.”

HİÇBİR ŞEYİ HESAPLAYARAK YAPMAM

As Bayrakları şarkısından aldıkları tepkilerin çok iyi olduğuna dikkat çeken Sağın, “Benim amacım yazın ortasında As Bayrakları’nı çıkarmaktı ama üst üste iki proje gelince onu biraz yaz sonuna atmak zorunda kaldım. Şimdi de maçlar başladı, tam döneminde hesaplanmış gibi denk geldi. Ben hiçbir şeyi hesaplayamıyorum, hiç zamanlamam yok. Sadece kalbimin sesini dinleyip, sabah uyanıp, planlarımı yapıyorum. Ama denk geldi, çok güzel ve enerjik mesajlar içeren çalışma oldu” dedi.

YENİ KLİPLER GELİYOR

Bu yazı dolu dolu ve hareketli geçirdiğini ifade eden Simge, iki şarkı için klip hazırlığında olduklarını söyledi. Projelerin devam ettiği müjdesini veren Simge Sağın, “Biz de projeler bitmiyor. Albüm arasına iki şarkı aldık bu yaz. Albümden iki şarkıya daha klip çekip yeni projelerle yolumuza devam edeceğiz. Onlar da İster İnan İster İnanma ve Pes Etme olacak. Devamında da yepyeni şarkılarla, yeni üretimlerle yolumuza devam edeceğiz. Bu yaz zamanımın çoğu yollarda geçti ama çok verimli bir yazdı. Şimdi kış da öyle geçiyor gibi gözüküyor. Ben yine şarkı ve konserler yapmaya devam edeceğim. İnşallah kışımız da yaz gibi geçer” diye konuştu.

 

Aslı Enver, kadınlara sıkı durmanın sırrını verdi

 

Hazır giyim markası DeFacto’nun sevilen reklam yüzü Aslı Enver, yeni sezon Jean Koleksiyonu reklam filminde rol aldı. Gülümsemesi ve enerjisiyle dikkatleri üzerine çeken Enver, hayranlarına sıkı durmanın sırrını verdi. Kombinlerin vazgeçilmez parçası jean’ler için rol alan Enver, kadınlara ‘Sıkı durun’ dedi.

Sette enerjisi ile neşe saçan Enver’e reklam filminde dört kadın eşlik etti.

4 Ekim akşamı itibari ile dijitalde yayınlanan filminde Enver, izleyenlerden tam not aldı.

 

Burak Özçivit yeni sezon için objektiflerin karşısına geçti

Erkek giyim markası Altınyıldız Classics, Burak Özçivit ile birlikteliğine üçüncü yıllarında da devam ettiklerini duyurdu. Markanın 2019-20 Sonbahar/Kış Koleksiyonu için objektif karşısına geçen Burak Özçivit, çekimlerde tüm kıyafetlerin seçim aşamalarında yer aldı.

Altınyıldız Classics ‘ten yapılan açıklamada, “Her biri kendi içerisinde rahatlıkla kombinlenebilen çok yönlü tasarımlar sayesinde her parça hem şık hem de casual tarzda yorumlanabiliyor. Koleksiyonun öne çıkan parçalarından çizgili lacivert ceket, gömlek ve kravatla ofise, tişört ve puffer yelekle hafta sonuna devam edebilme özelliği ile bu çok yönlü stilin en iyi temsilcilerinden biri oluyor” denildi.

GRİ VE HAKİ ÖN PLANDA

Koleksiyonda gri ve haki, kahve tonlarının başrolde olduğunun belirtildiği açıklamada, “Saks ve kiremit tonları kış stiline renk katarken çizgi desenleri de sezona hareket katıyor. Sonbahar ve kış aylarında havaların soğumasıyla birlikte devreye giren trikolar ve kalın örgü kazaklar sıcak dokulara gönderme yaparken kışın olmazsa olmazı paltolar doku ve kesimleriyle fark yaratıyor. Klasik palto modellerine yapılan küçük modern dokunuşlar tek parça ile iddialı bir stil yaratmaya yetiyor.  Takım elbiselerde ise kruvaze gibi modern kesimlerin yanı sıra farklı renk ve dokularda tasarlanan, yelek, ceket ve pantolondan oluşan kombinli takım elbiseler sezondaki katmanlı giyim trendine öncülük ediyor. Stil sahibi erkeğin her gününe eşlik eden koleksiyon smart ve casual tarzdaki parçaların yanı sıra özel geceler için de smokin tasarımlarına yer veriyor” ifadeleri yer aldı.

 

Aslı Enver yeni sezon için kamera karşısında

Aslı Enver, DeFacto’nun 2019-2020 Kış Koleksiyonu için rol aldı. Sezonun favorisi sweatshirt’ler ve montlar için kamera karşısına geçen Enver, büyük beğeni topladı. Enver’e yeni reklam filminde gençler eşlik etti.

Filmin müziği için Norm Ender’in çok konuşulan şarkısı “Mekanın Sahibi” yeniden düzenlendi. 17 Ekim akşamı itibari ile yayınlanan reklam filmi, izleyenlerden tam not aldı.

Kategoriler
Adana

“İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkılıyor, kadına şiddet artıyor”

Altınbaş Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tuğba Demirci son günlerde medyada geniş yer bulan aile içi şiddet ve kadın cinayetlerini, İstanbul Sözleşmesi çerçevesinde değerlendirdi. Eski eşi tarafından öldürülen Emine Bulut cinayeti sonrası yeniden gündeme gelen İstanbul Sözleşmesi’nin, adını Türkiye’nin anlaşmaya ev sahipliği yapmasından aldığını hatırlatan Demirci, sözleşmenin esas itibariyle kadınlar ve diğer bağımlı aile üyelerinin erkeklerden şiddet görmesini engellemeye yönelik tedbirler alınmasını şart koştuğunu vurguladı.

“ZORLA KISIRLAŞTIRMA, KÜRTAJA ZORLAMA DA SUÇ”

Sözleşmenin önemli maddeleri hakkında bilgi veren Altınbaş Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Tuba Demirci, “Sözleşme gereğince taraf devletler öncelikle kadına, çocuğa ve diğer bağımlı aile bireylerine yönelik aile içi şiddeti suç olarak tanımlayacak yasa değişiklikleri yapacak. Sözleşme şiddet kavramını da genişletmiş durumda. Tüm fiziksel şiddet biçimleri suç olduğu gibi, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, cinsel yönelime dayalı ortaya çıkan, savaş halinde dahi kadın tarafların toplumsal cinsiyet temelli şiddete uğrama halini suç haline getiriliyor” ifadelerini kullandı.

İstanbul Sözleşmesi’nin düzenlediği başka şiddet türleri de bulunduğunun altını çizen Demirci, “Zorla kısırlaştırma, kürtaja zorlama, zorla evlendirmeler, bu sözleşmeye göre suç. İstanbul Sözleşmesi bu ve benzeri durumlara ilişkin kötü muamele ve aşağılamaları da şiddet kabul ediyor” dedi.

“KARŞI ÇIKANLAR TAMAMEN HAKSIZ”

Bazı çevrelerin son zamanlarda İstanbul Sözleşmesi’ne karşı bir tavır geliştirmeye çalıştığını ifade eden Demirci, “Çoğunluğu erkek, az sayıda kadını da içinde barındıran bu çevrelerin sayıları az da olsa sesleri yüksek çıkıyor” şeklinde konuştu.  

Bu çevrelerin İstanbul Sözleşmesi ile bunun şartlarını yerine getirmenin aile birliğini bozduğunu öne sürdüklerini anlatan Demirci, “Sözleşme ve ilgili düzenlemelerle kadınların cesaretlendirildiği ve bunun aile birliğini tehdit edip, boşanmaları arttırdığını söylüyorlar. Cinsel yönelimle ilgili şiddeti de cezalandırdığı için bunun ‘sapkınlığı’ meşrulaştırdığını savunuyorlar” diye açıklamada bulundu.

Demirci, kimi yazarların AB’nin bir dayatması olarak nitelendirdikleri İstanbul Sözleşmesi’nin özelde Türkiye ve genelde İslam dünyasının aile yapısına zarar vermeyi hedefleyen bir dış tehdit olduğunu öne sürdüklerini de söyledi. “İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkan çevreler tamamen haksızlar” diyen Tuba Demirci açıklamalarına şöyle devam etti:

“Aslında bu sözleşme esasları hiçbir zaman tam uygulanmadı. Aile içi ve ağırlıklı olarak kadına yönelik erkek şiddeti rakamlarına dair resmi araştırma sonuçları son dört beş yıldır açıklanmıyor.  Ama basının-STK’ların derlediği, çetelesi tutulan vakalara bakarsak kadına karşı şiddetin hem görünürlüğünde hem de sayısında artış olduğunu söyleyebiliriz. Tabii şiddet mağduru kadınların haklarını arayıp bunları daha fazla rapor etmeleri de bunda etkili.”

“SÖZLEŞME FİİLEN ASKIDA”

İstanbul Sözleşmesi’nin fiilen ortadan kalkmaya başlandığını ifade eden Demirci, sözleşmenin tam uygulanması halinde şiddetin tam olarak bitmese de azalacağını belirterek, “Şiddetin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden kaynaklandığını söylüyoruz. Şiddetin önünü alabilmek için bu eşitsizliğin ortadan kaldırılması şart. Bu sözleşmeyi desteklediği için KADEM’e de çok saldırıldı. Biz İstanbul Sözleşmesi’nin esaslarına sahip çıkıp, devletin görevlerini yapmasında ısrar edeceğiz. Kadınlar haklarını daha yüksek sesle ve çok net şekilde talep ettiklerinde şiddet artabilir. Çünkü kadınlar hayatları için ve eşitlik talep ettiklerinde şiddetle karşılık görüyorlar” dedi.

“CİNSİYET EŞİTLİĞİ ANA AKIM HALİNE GELMELİ”

Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımının “ana akım haline getirilmesi” gerektiğini ifade eden Demirci, eğitim müfredatının en temel öğelerinden birinin toplumsal cinsiyet eşitliği olması gerektiğini kaydederek, “İstanbul Sözleşmesi şiddetin önlenmesi konusunda iyi bir ilerlemedir. Bundan vazgeçemeyiz. Sözleşme aileyi dağıtmıyor, evlenmeyin demiyor, boşanın demiyor. Bundan geri adım atılamaz. Devlet bu sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmeli” diye konuştu.

Kadınların artık haklarını daha yüksek sesle dile getirdiğini belirten Demirci, “Bunu yaptıklarında da şiddetle karşılık buluyor. Son iki günde Kırıkkale ve Konya’daki iki vakada öldürülen kadınlar gördüğü muameleye karşı sesini yükselttiği için katledildi. Kadınlardan birini eski eşi öldürüyor. Burada devletin araya girip hem toplumu, hem erkekleri, hem de kolluk kuvvetleri ve adalet personelini eğitmesi gerekiyor” açıklamasında bulundu.

Kategoriler
Adana

Emine Bulut’un kızına İAÜ’den destek

Geçtiğimiz günlerde boşandığı eşi tarafından bıçaklanarak öldürülen Emine Bulut’un geride bıraktığı kızı F. B. B.’ye  bir destek de İAÜ’den geldi. Üniversitenin Mütevelli Heyeti Başkanı Doç. Dr. Mustafa Aydın,  Emine Bulut’un, 10 yaşındaki talihsiz kızı F.B.B.’nin tüm eğitim masraflarını karşılamanın yanında, yaşamı boyunca ihtiyaç duyacağı sosyal ve psikolojik desteği de sunmaya hazır olduklarını açıkladı. Doç. Dr. Aydın, “İAÜ olarak, bunun dışındaki her türlü yardım için de Milli Eğitim Bakanlığı’nın talimatlarını bekliyoruz” dedi.

“MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN EMRİNDEYİZ”

Kadın cinayetlerinin son yıllarda inanılmaz bir artış gösterdiğine dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Doç. Dr. Mustafa Aydın,

“Üniversiteler olarak bizlere bu konuda, bu olayların arka planını araştırmak ve tekrarlanmaması için çözüm önerileri geliştirmenin yanında, yitip giden talihsiz kızlarımızın ve kadınlarımızın geride bıraktıkları canlara sahip çıkmak gibi bir görevi olduğunu düşünüyorum. Emine Bulut olayı, bu konuda bardağı taşıran son damla olmuştur. Biz de İstanbul Aydın Üniversitesi ve Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı, yani AKEV olarak, eski eşi tarafından hunharca katledilen merhume Emine Bulut kardeşimizin talihsiz kızı F.B.B. için, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile birlikte elimizden ne geliyorsa yapacağız. Bu amaçla talihsiz kızımızın ilkokuldan üniversiteye tüm eğitim masraflarını karşılamaya hazırız. Bunun dışındaki her türlü yardım için de Bakanlığımızın emrindeyiz” dedi.

“PSİKOLOJİK DESTEĞE DE VARIZ”

Aydın ayrıca, “Bu tip talihsiz olaylar sonrasında mağdura maddi destek vermenin yanında, manevi yönden yanında olmak da çok büyük önem taşıyor. Talihsiz yavrumuzun annesi, gözleri önünde vahşice katledildi. Bu talihsiz yavrumuz, yaşadığı travmanın izlerini belki ömür boyunca üzerinde taşıyacak. İstanbul Aydın Üniversitesi ve AKEV olarak bizler, F.B.B. kızımızın, bu acılı ve zorlu süreci manen en az hasarla atlatabilmesi için verilmesi gereken, sosyal ve psikolojik destek namına yapılacak her türlü çalışmanın da yanında olmayı bir görev biliyoruz” ifadelerini kullandı.