ABD’de yaşlılar arasında intihar vakaları arttı

ABD’deki Hastalık Kontrol ve Koruma Merkezi’nin verilerine göre 2017 yılında 47 bin intihar vakasından 8 bin 500’ünden fazlası 65 yaş ve üzerindeki kişilerde yaşandı.

Merkezin verilerine göre, en fazla intihar eğilimi 65 yaş ve üzerindeki erkeklerde görülürken, 85 yaş ve üzerindeki yaşlılar en fazla intihar vakalarının yaşandığı ikinci yaş grubu oldu. Verilere göre, ABD’de intihar vakaları en çok 45 – 54 yaş aralığında görülüyor.

‘EN BÜYÜK NEDENLERDEN BİRİ YALNIZLIK’

Npr.org’daki habere göre, yaşlılardaki intiharların en büyük nedenleri arasında yalnızlık yer alıyor. Yaşını almış yetişkinler, kendini genellikle soyutlanmış hissediyor ve eşlerden birinin veya yakın bir aile ferdinin ölümüyle hayatta kalmakta zorlanıyor.

Habere göre, ABD’de her dört yaşlıdan biri intihar girişimi sonucu hayatını kaybederken, bu oran gençlerde her 200 kişiden biri olarak belirlendi.

Yaşlanmanın da hastalıkları beraberinde getirmesi, yaşını almış yetişkinlerde geçişi zorlandıran bir başka neden. ABD’deki Yaşlılık Konseyi’ne göre, yaşlıların yüzde 80’inde romatizma, diyabet veya yüksek tansiyon gibi kronik rahatsızlıklar bulunuyor.

ABD Nüfus Bürosu’na göre, 2015 yılında ülkede 65 yaş ve üzerinde 47 milyon 800 bin kişi bulunurken bu sayısının 2060 yılına gelindiğinde 98 milyon 200 bine ulaşması bekleniyor.

ABD-Çin ticaret savaşı yeniden kızıştı

“Trump yönetimi söz konusu olduğunda öngörülerde bulunmak güç” diyen Doç. Dr. Tolga Demiryol, ABD-Çin ticaret savaşında yaşanabilecek gelişmeleri değerlendirerek, “Trump kaynaklı belirsizliği bir kenara koyacak olursak, hem ABD-Çin küresel rekabetinin yapısı hem de iki aktörün iç siyaset dinamikleri, ekonomik çatışmaların artacağı bir senaryoya işaret ediyor” yorumunu yaptı.

“WASHİNGTON’DA ENDİŞEYLE KARŞILANIYOR”

Günümüzde büyük güçler arasındaki rekabetin askeri alandan ekonomik düzleme kaydığını vurgulayan Tolga Demiryol, Çin’in ekonomik gücün araçsallaştırılmasına dayalı jeoekonomik bir stratejisi olduğu ve bu stratejinin çerçevesini Kuşak ve Yol Girişimi’nin oluşturduğunu belirtti. Demiryol, finanse ettiği dev altyapı projeleri ve imzaladığı ticaret anlaşmalarıyla Çin’in, Asya’dan Kuzey Afrika ve Avrupa’ya onlarca ülke ile asimetrik ekonomik bağını güçlendirdiğini ve Çin merkezli bir bölgelerarası ekonomik entegrasyon modelinin temelini attığını söyledi.

Kuşak ve Yol Girişimi’nin ABD’nin Çin’e yönelik tehdit algısını doğrudan şekillendirdiğini ifade eden Demiryol şunları aktardı:

“Avusturalya’dan İsrail’e pek çok ABD müttefikinin Çin’in öncülüğünde kurulan Asya Altyapı Yatırım Bankasına kurucu üye olmaları ve kimi AB ülkelerinin Çin ile imzaladığı iş birliği anlaşmaları, Washington’da endişeyle karşılanıyor. Çin’in Kuşak ve Yol projelerine sağladığı finansmanın aslında bir “borç tuzağı” olduğu ve Sri Lanka, Cibuti ve Pakistan gibi ülkeleri bütünüyle Çin’e bağımlı hale getirdiği iddiası ABD’de en üst düzeyde dile getiriliyor. Öte yandan, ABD’nin Çin’e yönelik kapsamlı bir ekonomik karşı strateji geliştirebildiğini söylemek zor. Washington’ın şu anda Kuşak ve Yol ile rekabet edebilecek bir girişime ayıracak kaynağı yok. Zaten Trump’ın ‘Önce Amerika’ siyaseti bu tür bir kaynak aktarımına imkân vermiyor. Dolayısıyla Trump yönetimi bir anlamda Çin’in ustası olduğu jeoekonomik yaklaşımı benimseyerek ticaret politikası yoluyla Çin üzerinde baskı kurmaya çalışıyor.”

“RÜZGAR ŞAHİNLERDEN YANA”

ABD-Çin ticaret savaşının her iki ülkenin iç politika dinamikleriyle de yakın ilgisi olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Tolga Demiryol, “Trump’ın dış ticaret açığını azaltma ve üretimi canlandırma vaadi geniş seçmen kesimlerinde karşılık buldu. Tabii gerçekler farklı. ABD ticaret açığı 2018’de 621 milyar dolar ile son 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı. 2020 başkanlık seçimlerine giden yolda ticaret savaşları Trump’ın popülist söyleminin ana unsuru. Yine de ABD’nin Çin politikasını bütünüyle Trump’a endekslemek doğru olmaz. Obama’nın uzlaşmacı Çin politikalarının ardından, Amerikan siyasetinde rüzgâr bir süredir şahinlerden yana. Kongre’de ve güvenlik bürokrasisinde ABD için bir numaralı tehdidin Çin olduğu görüşü ağırlık kazanıyor. Hatta Demokratik Parti’nin başkan adaylarının pek çoğu, Trump’ın ticaret politikasını eleştirmekle beraber, Çin’e yönelik sert bir söyleme sahip” diye konuştu.

Çin dış politikasında Deng Xiaoping döneminden beri süregelen temkinli yaklaşımın mevcut Devlet Başkanı Xi tarafından erken terk edildiği eleştirileri ve Kuşak ve Yol Girişiminin finansal sürdürülebilirliğini sorgulayan seslerin Çin kamuoyunda daha sık duyulmaya başladığını hatırlatan Doç. Dr. Demiryol, “Xi, Trump’ın tavrını öngöremediği ve krizi iyi yönetemediği için eleştiriliyor. Bir taraftan da ekonomik milliyetçilik yükselişte. Bu koşullarda Xi’nin ticaret politikasında ABD karşısında zafiyet göstermesinin siyasi maliyeti yüksek olur. Dolayısıyla ileriki dönemde ABD’nin hamlelerine Çin’in artan bir sertlikte yanıt vermesi şaşırtıcı olmaz” ifadelerini kullandı.

“ÖNGÖRÜLEBİLİR BİR GELECEKTE SONLANMAZ”

“Bu savaşın bir kazananı olur mu, kestirmek zor” diyen Doç. Dr. Tolga Demiryol, “Çin, ABD şirketlerinin Çin’deki faaliyetlerini kısıtlamak, rezervlerdeki ABD tahvillerini yüksek miktarda satmak, stratejik maden ihracatını sınırlamak gibi henüz kullanmadığı bazı ekonomik enstrümanları devreye sokarak ABD’yi zor durumda bırakabilir. Ticaret savaşlarının maliyeti seçmene yansıdığı ölçüde, Amerikan hükümetinin manevra alanı daralacaktır. Çin’in en büyük handikabı ise 27 yılın en düşük seviyesine gerileyen ekonomik büyüme hızı.  Çin’de herkesin, özellikle de Xi’nin, kaderi ekonomik büyümenin devamına bağlı. Hem ABD-Çin rekabeti hem de iç politika dinamikleri ticaret savaşlarının öngörülebilir gelecekte sonlanmayacağı sinyalini veriyor. Mevcut tıkanıklık aşılsa dahi, benzer krizlerin yaşanması olası” şeklinde konuştu.

Dünyada 2016 yılında en çok silahlı saldırı Amerika kıtasında oldu

Brezilya, silahlı saldırı sonucu en fazla ölümün gerçekleştiği ülke oldu. Brezilya’da, 2016 yılında, 43 bin 200 kişi silahlı saldırılarda hayatını kaybetti. Bu sayıyı, 37 bin 200 ile Amerika Birleşik Devletleri daha sonra Meksika, Kolombiya, Venezuela ve Guatemala izledi.

Amerikan Tıp Birliği’nin hazırladığı JAMA dergisinin araştırmasına göre, Amerika kıtasındaki toplam altı ülkede 2016 yılındaki silahla gerçekleşen cinayet ve kaza sonucu ölümlerin toplamı bütün dünyanın yüzde 50,5’ini oluşturdu. JAMA, 1990- 2016 yılları arasında dünya genelinde ateşli silahlar sonucu gerçekleşen ölümleri inceledi.

En fazla ölüm, 43 bin 200 ile Brezilya’da meydana gelirken; ikinci sırada 37 bin 200 ölümle ABD yer aldı. Üçüncü sıraya 26 bin 500 ölümle Hindistan yerleşti. Hindistan’ı Meksika, Kolombiya ve Venezuela izledi. Listenin 10’uncu sırasında 4 bin 50 ölümle Afganistan yer aldı.

Latin Amerika ülkelerinde meydana gelen ateşli silahlar sebebiyle ölüm nedenlerinin çok karmaşık ve bölgeden bölgeye farklılık gösterdiği bildiriliyor. Inter Amerikan Gelişim Bankası’nın 2016 yılındaki raporuna göre, Latin Amerika ülkelerindeki cinayet ve yaralama vakaları en çok ekonomik sorunlar, istikrarsız yaşam, okul devamsızlığı, genç nüfusun fazlalığı, ailevi sorunlar ve alkol tüketimi gibi nedenlerden kaynaklanıyor. Araştırmaya göre, 2016 yılında, dünya genelinde öldürülen yaklaşık her 10 kişiden 9’u 20-24 yaş aralığındaki erkeklerden oluşuyor. 1990 yılında ateşli silahlarla hayatını kaybedenleri sayısı 209 bin iken, bu sayı 2016 yılında 251 bine yükseldi.

Dünyada her gün ortalama 700 ölümün ateşli silahlar sonucu gerçekleştiği tahmin ediliyor.

Ticaret savaşları ABD-Çin yatırımlarını vurdu

Rhodium Group tarafından yayınlanan bir  rapora göre, ABD ve Çin arasındaki doğrudan yatırımlar bu yılın ilk altı ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18 azalarak 13 milyar dolara düştü. 

Yatırımlarda meydana gelen gerilemede ticaret savaşlarının oluşturduğu belirsizlik ve küresel ekonomik yavaşlamanın yanı sıra Çin tarafından uygulanan sermaye kontrolleri de etkili oldu.

Yavaşlayan Çin ekonomisi nedeniyle Pekin yönetiminin, ülke dışına sermaye kaçışını engellemeye çalıştığını anlatan Rhodium Group, Başkan Trump’ın Çinli yatırımlara karşı daha sıkı denetleme getirmesinin de Çin’in ABD’deki yatırımlarını olumsuz etkilediğini kaydetti.

Sonuç olarak, Çinli firmaların ABD’deki birleşme ve satın alma faaliyetleri 2016’daki 46 milyar dolarlık zirvesinden 2017’de 29 milyar dolara, 2018’de 5 milyar dolara ve 2019 ilk 6 ayında sadece 3.5 milyar dolara düştü. 

Çin’in ABD’deki doğrudan yatırımlarında en büyük gerileme emlak ve otelcilik sektöründe görüldü. Bu alanda Çinli firmaların yatırımları 2016’da 8.66 milyar dolardan yüzde 97 düşüşle bu yılın ilk yarısında 280 milyon dolara indi. 

Bir çok Çinli şirket Trump’ın koyduğu yeni gümrük vergilerini bypass edebilmek için Amerika’ya doğrudan imalat yatırımı yapmayı planlıyordu ancak ticaret savaşlarının daha da sertleşmesi bu planların iptal olmasına neden oldu. 

HNA, Anbang ve Wanda vb büyük Çinli gruplar 2018’de Amerika’da 13 milyar dolarlık varlık satışı gerçekleştirdi. 2018 yılında Çinli firmalar ABD yatırımlarından nette 8 milyar dolarlık çıkış yapmış oldu.

Dr. Eray Güçlüer: Esir almalar önlenmek istenmedi, asıl hedef İran

Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri, önceki gün düzenlediği basın toplantısında, Suudi Arabistan’ın güneyindeki Necran bölgesinde ‘Allah’tan Gelen Zafer’ adlı operasyona dair açıklamalarda bulunmuş, 3 tümenin bozguna uğratıldığını belirterek yüzlerce koalisyon askerinin esir alındığını ve zırhlı araçların da ele geçirildiğini duyurmuştu. Toplantıda ayrıca askerlere yapılan operasyon, zırhlı araçların ve askerlerin ele geçirilmesi, öldürülen askerlerin cesetleri ve esir alınanların grup halindeki görüntüleri dağıtılmıştı. 

KOALİSYON GÜÇLERİNDEN HUSİLERE ‘TİYATRO’ YANITI

Koalisyon güçleri sözcüsü Turki el-Maliki de, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlediği basın toplantısında, Husilerin Suudi Arabistan’da binlerce askeri esir aldığı iddialarına ilişkin yöneltilen bir soruyu, “Böyle iddialara cevap vermek uygun değil. Bu aldatıcı basının iddia ettiği bir tiyatrodan ibaret” şeklinde yanıtlamıştı. 

SUUDİ ASKERLER ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Terör Uzmanı ve aynı zamanda emekli bir asker olan Dr. Eray Güçlüer’den ise bu olaya ilişkin çarpıcı bir açıklama geldi. Esir alınan Suudi askerlerin bir kısmının ilk günkü çatışmalarda öldürülmüş olabileceğini söyleyen Dr. Güçlüer, “Olayın gerçekliğine dair çeşitli kaynaklardan bilgiler geliyor. Sadece rehin alma değil, aralarında üst düzey generallerin de olduğu bir grup Suudi askerin Husiler tarafından öldürüldüğüne dair Ortadoğu’daki çeşitli kaynaklardan teyit edici mahiyette gelen bilgiler var. Sayı biraz abartılmış olsa da böyle bir şeyin olma ihtimali mevcut görünüyor” diye konuştu.

“ESİR ALINAN ASKERLER İLK GÜN ÖLDÜRÜLDÜ”

Dr. Güçlüer, “Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri’nden farklı olarak Yemen’deki savaştan çekilmek istiyordu. Burada şöyle bir çelişki var; Suudi Arabistan’ın elinde her türlü teknolojik imkan var fakat orada çok sayıda Suudi asker pusuya düştü. Bu taktik açıdan çok mantıklı değil” ifadelerini kullandı.

Bu olayın Suudi Arabistan ordusunun Yemen’de başarısızlığı anlamına geldiğini söyleyen Dr. Güçlüer, Suudilerin Yemen’de başarılı olamadıkları gibi her geçen gün daha fazla kayıp yaşadıklarını da dikkat çekti.

“ASIL HEDEF İRAN”

Çatışmanın yaşandığı arazinin çöl olduğuna dikkat çeken Dr. Güçlüer, “Askerlerin esir alınması önlenmek istenmedi. Çünkü arazide orman yok, dağlık tepelik bir alan değil, dümdüz çöl. Suudi Arabistan izleme, gözetleme, teknik takip gibi pek çok teknolojik imkanlara sahip. Böyle bir olayın yaşanması askeri açıdan büyük bir çelişkidir. Bu sebeple bu olayın nedenlerine siyasi açıdan bakmak gerekiyor. ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan’ın Yemen’den  çıkmasını istemiyor, baskı uyguluyorlar. Aslında burada hedef İran’dır. Çünkü, Husileri İran’ın desteklediği yönünde iddialar var. Geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yapılan saldırıda da İran sorumlu tutulmuştu. Sahadaki bu tür olaylar ve algı operasyonlarıyla İran’ın adım adım kuşatıldığını görüyoruz” dedi.

“İRAN, ÇİN İÇİN BASAMAK”

ABD ve emperyalist güçlerin İran’ı hedef almalarının nedeninin ise Çin olduğunu belirten Dr. Güçlüer, “İran, Çin için bir basamak. ABD ve Avrupalı ülkeler, Çin’in ekonomik alanda önlenemeyen yükselişiyle rekabet edemiyor. Bu durum gelişmiş ülkelerde yeni sosyal ve siyasal değişikliklere de neden oluyor” diye konuştu.

SİYASİ AÇIDAN ASKERLERİN ESİR ALINMASI NEDEN ÖNLENMEK İSTENMEDİ?

Terör Uzmanı Dr. Güçlüer, “ABD tarafından, Suudi Arabistan özelinde Ortadoğu’da, İran karşı ortak ittifak oluşturulmaya çalışılıyor. Eğer Suudi Arabistan, Husilerle savaştan vazgeçer, ateşkes sağlanırsa ve bölgeden çıkarsa İran’a karşı amaçlanan operasyonun zemini ortadan kalkar” dedi.

İSLAM DÜNYASININ KUTSALLARI HEDEFTE Mİ?

İlerleyen günlerde İslam dünyasını travmatize edebilecek çeşitli provakatif saldırılara karşı dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Dr. Eray Güçlüer, “Yakın gelecekte Suudi Arabistan üzerinden bütün İslam dünyasının sinir uçlarına dokunacak olayların yaşanma ihtimali söz konusu olabilir, belki de Müslümanların kutsalları söz konusu olabilir. Çünkü tek başına Suudi Arabistan, İran için yeterli olmayacaktır. Bütün ülkeleri İran’a karşı harekete geçirebilecek bir zemin oluşturulması hedefleniyor. Bu zeminin en önemli parçası da Suudi Arabistan. Suudi Arabistan çekilirse proje baştan çöker o yüzde Suudi askerlerinin esir alınması önlenmemiş olabilir” ifadelerini kullandı.

“İRAN SORUMLU TUTULACAKTIR”

Yemen’deki esnek ve dağınık para militer Husi güçlerinin bu çapta bir olayı gerçekleştirme ihtimallerinin zayıf olduğunu vurgulayan Dr. Güçlüer, “Bu olay Suudi Arabistan için aynı zamanda ciddi bir prestij kaybıdır. Muhtemelen ABD’den destek alarak daha güçlü şekilde tepki göstereceklerdir. Ama tepki sadece Husilere olmayacak, büyük ihtimalle İran sorumlu tutulacaktır” dedi.

Kuzey Kıbrıs’ta ‘Güvenli Dijital İmza’ dönemi

Kuzey Kıbrıs Turkcell Genel Müdür Yardımcısı Murat Küçüközdemir uygulamaya ilişkin yaptığı değerlendirmesinde, “Kuzey Kıbrıs Turkcell olarak sahip olduğumuz teknolojiyle müşterilerimizin hayatına dokunduğumuz her noktada onları memnun etmek ve işlemlerini kolaylaştırmak için çalışıyoruz. Yine öncü bir girişimde bulunarak başlattığımız ‘Güvenli Dijital İmza’ uygulamasıyla müşterilerimiz daha güvenli ve daha hızlı bir şekilde evrak işlemlerini tamamlarken, büyük bir kâğıt israfının da önüne geçmiş olacağız. Amacımız başlattığımız bu uygulamanın diğer sektörlerde de kullanılması ve yayılmasına öncü olarak ülke ekonomisine de katkıda bulunmaktır. İşlemlerin süresini yüzde 40’a varan oranda azaltarak hepimizin zamandan da tasarruf etmesine imkân verecek bu uygulamanın dijitalleşme adına ülkemiz için çok değerli olduğunu söyleyebiliriz” dedi.

KAĞIT TÜKETİMİ AZALTILACAK

“Aynı zamanda uygulama ile bayi çalışanları da daha kaliteli ve daha iyi hizmet sunabileceklerdir. Tüm bunların dışında dijital imzaya geçişle en önemli başlıklarımızdan olan çevre odağımız için de önemli bir girişimde bulunmuş olduk” ifadelerini kullanan Murat Küçüközdemir, “Bir ağacın ortalama 6 bin kâğıt demek olduğunu düşünürsek, bu projemiz ile yılda yüzlerce ağacı korumuş olacağız. Son olarak, sektördeki yeni girişimleri ve çalışmaları destekleyen düzenleyici kurumumuz Bilgi Teknolojileri ve Haberleşme Kurumu’na da bu projemizi hayata geçirmemizdeki katkılarından dolayı teşekkürlerimizi sunmak istiyorum” diye açıklamada bulundu.