TOKİ’den depremzedelere 15 yeni konut

 

Merkez üssü Elazığ’ın Sivrice ilçesi olan ve 24 Ocak’ta yaşanan 6.8 büyüklüğündeki depremin ardından yaralar hızla sarılmaya devam ediyor. Deprem sonrası bölgedeki çalışmalarını hızlandıran TOKİ, resmi teslim tarihinden 4 ay önce konutların vatandaşa teslim edildiğini açıkladı.

TOKİ’den yapılan yazılı açıklamada, “Deprem sonrası teyakkuza geçen TOKİ, inşası devam eden 190 konutu resmi takvimin 4 ay öncesinde tamamlayarak hak sahiplerine teslim etti. Cumhuriyet Mahallesi’nde inşası tamamlanan 10 konut, Bizmişen Mahallesi’nde de 5 konut depremzedelere teslim edildi. 125 metrekare 3+1 ve 90 metrekare 2+1 nitelikte olan konutlar 5 Şubat 2019 tarihinde sahiplerini buldu. Hak sahipleri ve depremde yakınlarını kaybeden 15 aile yeni yuvalarına kavuştu. Yaşanan depremde en ufak bir hasar almayan, boyalarında dahil çatlak oluşmayan konutlar hak sahiplerine güvenli ve sağlıklı konutlarda yaşam imkanı sunacak” ifadelerine yer verildi.

KKTC’nin yerli otomobili Günsel 28 ülke ile anlaştı

Yakın Doğu Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, kendi projesi olan Günsel’in ARGE çalışmalarının da başkanlığını yürüttü. Üretimden kalite kontrol süreçlerine 109 mühendis tarafından, 1.2 milyon saat emek harcanarak üretim aşamasına gelen ve Yakın Doğu Üniversitesi kampüsünde kurulan Günsel için 28 ülkeden 800 firma ile işbirliği protokolü imzalandı.

Yüksek güvenlikli, özgün, verimli ve ileri düzey teknolojiye sahip 10 bin parçanın bir araya getirilmesiyle oluşturulan Günsel’in geliştirme sürecinde otomotiv sektörünün öncü yerli ve yabancı tedarikçileri ile iş birliği anlaşmaları yapıldı. 2021’de yıllık 2 bin araçla başlayacak seri üretim kapasitesinin, 2025’te yıllık 20 bin araca ulaşması planlanıyor” açıklaması yapıldı.

“ÜLKE EKONOMİSİNE KATKI SAĞLAMAK İSTİYORUZ”

28 ülkeden 800 tedarikçi firma ile yapılan iş birliği anlaşmaları hakkında açıklamalarda bulunan Yakın Doğu Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hem de Türkiye otomobil sanayi için imzalanan anlaşmaların oldukça önemli bir adım olduğunu belirterek, Günsel’in seri üretime başlaması ile birlikte ülke ekonomisine ve istihdamına ciddi bir katkı sağlanacağını belirterek küresel elektrikli araba sektöründe de önemli bir yere sahip olunacağının altını çizdi.

Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, Dünya’da birçok otomotiv devinin bulunduğunu, ancak hiçbirinin tüm parçalarını sadece kendi ülkelerinde üretemediklerini, otomobil parçalarını üreten son derece büyük şirketler olduğunu belirterek, amaçlarının üretim maliyeti açısından Günsel’de kullanılacak parçaların birçoğunu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye’mizde üretilmesini sağlamak olduğunu söyledi. Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, “Yerli ve yabancı firmalarla iş birliğine gidilerek hem bize özgün araçları üretmek hem de ülkemizde bir tedarikçi sektörünün oluşmasını sağlamak istiyoruz. Tüm parçaların sadece ülkemizde üretilmesi şu an mümkün görünmüyor. Bu nedenle Türkiye’mizdeki tedarikçi firmalarla da iş birliği yaparak, bu firmaların tecrübelerinden de faydalanarak bir sinerji yaratmak istiyoruz” dedi.

GÜNSEL B9 20 ŞUBAT’TA TANITILIYOR

Firmaların tecrübelerinin birleştirilerek kapsamlı bir sinerji çalışması ile uluslararası çevre normlarına uygun, güvenlik, hafiflik, yakıt tasarrufu ve kompozit malzeme kullanımı ile Günsel’in üretildiğini anlatan Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, “Elektrikli araç üretimini yerlileştirme stratejisi ile yola çıkarak, 2021’de seri üretimle satışa sunulması planlanan Günsel’in parçalarını yerli ve uluslararası tedarikçi firmalar üretecek. Bu önemli anlaşmaların ülkemiz ve şirketlerimiz için hayırlı olmasını diliyorum” değerlendirmesinde bulundu. 2016 yılında model tanıtımı yapılarak prototip üretimi tamamlanan Günsel’in ilk modeli B9’un tanıtımı, 20 Şubat 2020 Perşembe günü, saat 19.00’da Elexus Otel’de düzenlenecek organizasyonla yapılacak.

Dünya Kadınlar Ekonomik Forumu’nda Türk firması

 

Dünya Kadınlar Ekonomik Forumu (Women Economic Forum/WEF), 150 ülkede 1,5 milyon üyesiyle iş dünyası profesyonelleri, girişimciler ve ilham kaynağı liderlerini 6-8 Şubat tarihleri arasında Slovenya’nın başkenti Lübliyana’da aynı çatı altında buluşturdu. ‘Liderlik pozisyonlarında özgün olma endişesi: Konunun özü ve başa çıkma yöntemleri’ başlıklı oturumda konuşmacı olarak yer alan DeFacto CFO’su Önder Şenol, otantik liderlik anlayışı ile ilgili, “Öncelikle kendimize karşı dürüst olmamız gerekiyor. Hissettiklerimizle söylediklerimiz veya yaptığımız şeyler arasında tutarlı davranış sergilemeli ve değerlerimizi temel alan seçimler yapmalıyız” ifadesini kullandı.

“ÖZGÜN DAVRANMALARI SAĞLANIYOR”

DeFacto liderlerin ahlaki ve etik niteliklerini doğrudan teşvik ederek, özgün davranmalarına imkân tanıyor diyen Şenol, “Şirket kültürümüzün yapısı, kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımımız ile yakından ilişkili. Son araştırmalar, otantik liderliğin kurumsal sosyal sorumluluk performanslarını olumlu yönde etkilediğini gösteriyor. Çünkü faaliyetlerin ne derece özgün olduğu, çalışmaların vaat ettiği pozitif etkiyi ortaya koymakta önemli rol oynuyor. Liderin özgünlük hali azaldıkça, sosyal sorumluluğun kurum kültürüne pozitif etkisi de azalıyor. DeFacto’nun Kurumsal Sosyal Sorumluluk yaklaşımı tam olarak bu kültürden besleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

“POZİTİF VE MUTLU BİR ÇALIŞMA ORTAMI”

Şenol, konuşmasında yürüttükelri kadın odaklı sorumluluk projeleri hakkında da bilgi verdi:

“Kadınların iş hayatında eşit şartlarda çalışmasını, emeklerinin ve hayallerinin hayat bulmasını önemsiyoruz. Bu doğrultuda çalışanlarımızın eğitimi ve gelişimi için sürekli yatırımlar yapıyoruz. Bugüne kadar Türkiye’de ilk olan birçok uygulamayı hayata geçirdik. 2011 yılında “Mutluluk Direktörlüğü” birimini kurduk. ‘Çalışan mutlu ise müşteri de hissedar da mutlu olacaktır’ anlayışı ile mutlu bir ortam yaratmak için samimi bir gayret içine girdik. Ardından 2015 yılında kadın çalışanlarımıza pozitif ayrımcılığın ötesinde uygulamalar sunan ve ekstra imkanlar tanıyan Mutlu Kadın Hareketi’ni başlattık. Aynı yıl kadınlara iş hayatında verdiğimiz desteği devam ettireceğimizi taahhüt etmek için Birleşmiş Milletler Kadınları Güçlendirme İlkeleri’ne (WEPs) imzacı olduk.”

“SÜRDÜRÜLEBİLİR KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK YAKLAŞIMI”

Kurum kültürünün beslendiği sürdürülebilirlik bakış açısının yansıması olan Kumaştan Hayaller projesi hakkında da bilgi veren Şenol, geri dönüşüm, eğitim, mutluluk ve umut odaklı bu projede çocukların ve gençlerin hayatlarına dokunduklarını şöyle ifade etti:

“Paydaş katılımı modeliyle kurguladığımız Kumaştan Hayaller projemizi başarıyla sürdürüyoruz. Proje kapsamında, fabrikalarımızdan elde edilen üretim fazlası kumaş ve aksesuarları, protokol imzaladığımız Valilik, Kaymakamlık, İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri aracılığıyla meslek liselerine gönderiyoruz. Onlar da hayal güçlerini kullanarak bu kumaşlardan ürünler tasarlıyor ve üretiyorlar. Daha sonra bu ürünler mağazalarımızda müşterilerimizin satışına sunuluyor ve elde edilen gelir Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV) projelerini desteklemek üzere kullanılıyor. Dolayısıyla Kumaştan Hayaller projesi sürdürülebilir yapısı itibariyle geri dönüşüm, eğitim, mutluluk ve umut alanında eş zamanlı olarak bir farkındalık sağlıyor.”

Tekne kampanyası bir ay daha uzatıldı

 

Viaport Marina, tekne sahiplerinden gelen yoğun talep üzerine başlattığı kampanyayı bir ay daha uzatma kararı aldığını açıkladı. Kampanyaya göre, tekne bağlama fiyatlarına 2020 yılında zam yapmayan Viaport Marina Yönetimi, 2019 yılı fiyatları üzerinden en az yüzde 50 indirim uyguluyor. Konu hakkında açıklamada bulunan Viaport Marina Direktörü Sinan Arslan, bir ay daha uzatılan kampanyanın tekne sahipleri için çok cazip olduğunu söyledi.

“KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ”

Sinan Arslan, “Tekne sahipleri hem bütçelerini zorlamadan teknelerini bağlayabilmeleri hem de Viaport Marina içerisinde bulunan outlet shopping, tema park, akvaryum, sinema, aslan park ve bowling gibi üniteler sayesinde sosyal yaşamla iç içe bir marina hayatını deneyimleyebiliyor. Biz bu kampanyaya yıl başında start verdik ve tekne sahiplerinin yoğun ilgisiyle karşılaştık. Marinamız alınan rezervasyonlarla ciddi bir doluluğa ulaştı. Ben bu kampanyayı köprüden önceki son çıkış olarak değerlendiriyorum, tekne sahipleri marinamız kampanya fiyatlarından faydalanabilmek adına rezervasyon yaparak fırsatları kaçırmadan ve yeni yıl zamları gelmeden teknelerini uygun fiyata marinamıza getirebilirler” ifadelerini kullandı.

“KARA PARK ALANIMIZ TAMAMEN DOLU”

Viaport Marina’nın diğer marinalara göre çok fazla artı yönü olduğunu vurgulayan Arslan, karapark alanında 45-50 metre aralığında teknelerle İstanbul’un en yüksek kapasite doluluğuna ulaştığını söylerken, hizmet kalitesiyle her sene gelen teknelerin şimdiden bir sonraki sene için rezervasyonlarını yaptırdıklarını ekledi.

Arslan, “Mega yatlar hem bizim hem de ülkemiz için prestij kaynağı ancak biz daha küçük ölçekli teknelerimize de bu kampanya ile çok özel avantajlar sağladık. Önümüzdeki sene için Karapark alanımızı genişleterek Marina içerisindeki ve tüm hizmet kalitemizi yaşamak isteyen tekne sahiplerimiz için çok daha avantajlı olacağız. Biz tekneler için güvenlikli marina, ayrıcalıklı hizmet, güler yüzlü ve profesyonel ekiple teknelerin her türlü ihtiyacını karşılayabilecek kara park alanı sunuyoruz. Teknesini Viaport Marina’ya bağlan bir kişi teknesinin tüm bakım ve ihtiyaçlarını tek bir yerde karşılayabiliyor” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
Escortlar

Akseki escort kızları sizlerin olmak istiyor

Sitemizde yer alan escort antalya bayan bayan kızları her konuda son derece bilgili ve aynı zamanda özel olan hatunlar olarak da kabul edilir. Sizlerde o zaman ciddi anlamda seks yaşamak ve çılgınca olan bir gece geçirmek için bu harika olan hatunlara hemen bayan Akseki escort olarak ulaşabilirsiniz. Bu sayede de son derece muazzam olan zamanları sizlerde yaşayacaksınız. Çünkü özel akseki escort ve aynı zamanda da kaliteli olan hatunların tek amacı ise sizlerin her zaman için tatmin olması ve de sadece mutlu olmanız olacaktır. Özel olan bu hatunlar aynı zamanda da seks konusunda da son derece kaliteli olan hatunlardır. Bunu sizlerde her zaman görecek ve hattan ziyadesiyle memnun kalacaksınız. O zaman sizlerde hemen harekete geçebilirsiniz.
Aynı zamanda da sitemizde olan tüm bayanların resimleri gerçektir. Sitemiz aynı zamanda da her gün güncel olan bir yerdir. Resimlerin de alt kısımda sizler için bilgi veren yazılar yazar. Bu yazıların da aynı şekilde hepsi gerçek olan yazılardır. Bundan her zaman için emin olabilirsiniz. En değerli olan zamanlarınızı sizlerde sadece hatunları ile yaşayacaksınız. O zaman sizlerde hemen harekete geçin ve bu değerli olan finike escort bayanların arasından seçimler yapın. Kaliteli olan ve de son derece de özel olan zamanları yaşamak için artık sizlerinde beklemesine gerek yoktur.

Eşi için 40 günde 20 kilo verdi

İstanbul’da yaşayan Melahat Erol’a 20 yıl önce şeker hastalığı teşhisi konuldu. 20 yılın ardından kalp rahatsızlığıyla hastaneye kaldırılan talihsiz kadında böbrek yetmezliği hastalığının başladığı belirlendi. Doktorlar tarafından diyalize yönlendirilen ev kadını Melahat Erol, 9 ay burada tedavi gördü. Eşinin hastalığına üzülen Ümit Erol ise böbreğini bağışlamak istediğini söyledi. Yapılan tetkiklerde kilosunun bu duruma engel olduğunu öğrenen esnaflık yapan Ümit Erol, 40 gün gibi kısa bir sürede 20 kilo verdi. 95 kilodan 75 kiloya kadar düşen fedakâr eş, karısı için ameliyat masasına yattı. Nakledilen böbrekle yeniden hayata tutunan Melahat Erol ise eşine minnettar.

“KANA KANA SU İÇSEM DİYORDUM”

Diyalize girmekten çok korktuğunu ve bu dönemde birçok şeye hasret kaldığını anlatan Melahat Erol, “O an başka bir şey düşünemedim. Ama benim için kaçınılmazdı, 9 ay boyunca diyalize girdim. Eşim beni diyalize götürüp getirdi. Su içmeyi çok özlemiştim, ‘bir göl olsa da kana kana su içsem’ diyordum. Şimdi gönül rahatlığıyla su içebiliyorum. Ara sıra sevdiğim yemekleri yiyip kendimi ödüllendiriyorum. Her şey şimdi daha da güzel” dedi.

Böbrek bağışlamak isteyenlerin korkmaması gerektiğini ifade eden Erol, “Eşim bana böbreğini verdikten 3 gün sonra ayağa kalktı. Ben çok sağlıklıyım. Onun hiçbir sorunu yok. Şu anda sağlıklı bir şekilde çalışıyor. Böbrek vermek isteyenler çekinmesinler. Bu Allah’ın bir emri. Allah ‘birini ihtiyacı olana verin’ diye 2 tane böbrek vermiş” diye konuştu.

“HİÇ EKMEK YEMEDİM, DÜZENLİ SPOR YAPTIM”

Eşi için önce 20 kilo veren ardından ise ameliyat masasına yatan fedakâr eş Ümit Erol ise yaşadıkları zorlu süreci şu sözlerle anlattı:

“Eşime böbreğimi vermeye karar verdiğimde 95 kiloydum. ‘Bu kiloyla böbreğini veremezsin’ dediler. Kilo vermeye kafama koyup 40 günde 20 kilo verdim. Hiç ekmek yemedim, düzenli yürüyüşümü yaptım. Hastanede tartıldım, 75 kiloya düştüğümü gördüm. Kilom düşünce doktorlar karar verip beni hemen nakle alabileceklerini söylediler. Ben de hemen ameliyat oldum. Benim için çok iyi oldu. Eşim de kurtuldu ben de kurtuldum. Herkesin böbreğini bağışlaması gerektiğini düşünüyorum.”

DİYABET BÖBREK YETMEZLİĞİNE GÖTÜRÜYOR

Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Böbrek Nakli Kliniği Sorumlusu Prof. Dr. Gürkan Tellioğlu, şeker hastalığının böbrek sağlığını tehdit eden hastalıkların başında geldiğini belirterek, “Türkiye’de beslenmenin bozulması, egzersiz azlığı gibi nedenlerle kilolu insan sayısındaki artışa paralel Tip 2 diyabet sayısı artış gösteriyor. Buna bağlı olarak şeker hastalığı uzun vadede böbrek yetmezliğinin nedeni olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

BÖBREK VERİCİSİ İDEAL KİLOYA İNMELİ

Böbrek alıcısında kilonun nakle engel olmadığını anlatan Prof. Dr. Gürkan Tellioğlu, “Fakat zayıflaması alıcı kişinin genel sağlığı açısından da istediğimiz hedeftir. Böbrek vericilerinde ise durum farklı. Kişi bize başvurduğunda sağlıklı kilo aralığının dışındaysa vücut kitle indeksi yüksekse onlarda önce kilo verme sürecini yürütüyoruz. Kilosu sağlıklı aralığa girdikten sonra, mevcut kiloda kalacağına ikna da olmuşsak böbrek vericisi olmasına izin veriyoruz” şeklinde konuştu. 

Kategoriler
Adana

‘Gizemli virüs’ yeni bir salgının habercisi olabilir’

Şimdiye kadar 9 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan ve Çin’de ortaya çıkan 2019-nCoV adı verilen corona virüs dünyada tehdit oluşturdu. Türkiye’de de virüsten etkilenmemek için İstanbul Havalimanı’ndaki Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü ekipleri harekete geçti. Türkiye’de ‘gizemli virüse’ ilişkin herhangi bir hastanın olmadığını belirten Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da, “Bizde şu an herhangi bir hastanın hatta riskli hastanın olmadığının altını çizmek istiyorum” açıklamasında bulundu.

Ortaya çıkan bu virüsün corona virüs ailesinden olduğunu ve bu aileden 6 virüsün bilindiğini belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Özer Akgül, “Yeni tanımlanan bu virüs ailenin 7’ncisi olarak biliniyor. Daha önce ortaya çıkan SARS ve MERS virüslerinin yakın akrabası diyebiliriz. Diğerleri gibi bunların da salgın yapabilme ihtimali var ancak virüsün henüz çok bilinirliği olmadığı için salgın öngörüsünde bulunmak çok da mümkün değil” ifadelerini kullandı.

“SOLUNUM YOLU İLE BULAŞIYOR”

Henüz Türkiye’de gözükmeyen bu virüs için alınacak önlemlerin solunum yolu sistemi enfeksiyonlarına yol açan virüslere karşı alınan önlemlerle aynı olabileceğine dikkat çeken Akgül, “Hasta ile temas etmeden önce ve sonra mutlaka su ve sabunla el yıkamak, ölü veya canlı enfekte olduğu düşünülen hayvanlarla temaslardan kaçınmak önem taşır. Öksürürken ve hapşırırken burun ve ağız bölgesinin bilek bölgesinin içine kapatılmasına özen gösterebiliriz. Solunum yolu ile bulaştığı için özellikle şüpheli olan bölgelerden gelen yolculara mutlaka enfeksiyon hastalıkları taraması yapılması gerekir” diye konuştu.

“VİRÜSÜN BULAŞMA İHTİMALİ YÜKSEK ÜLKELER ARASINDAYIZ”

Türkiye’de alarm verici bir belirtinin olmadığını ancak ‘olmaz’ demenin de mümkün gözükmediğini ifade eden Özer, “Dünya globalleşti ve uçaklarla her yere seyahat edilebiliyor. Bu nedenle bulaşma ihtimali yüksek ülkeler Antalya escort arasında konumlanıyoruz” dedi.

“GRİP, SOĞUK ALGINLIĞI VE ZATÜRRE BELİRTİLERİ GÖRÜLÜYOR”

Corona virüs ailesinin genel olarak yaptığı belirtilerin görüldüğüne dikkat çeken Özer, şunları söyledi:

“Genel olarak yaptığı belirtiler hep solunum yolu sistemi üzerine. Grip, soğuk algınlığı, zatürre gibi hastalıkların temel belirtilerini gösteriyor. Herhangi ekstra bir farklılık yok. Sadece bu hastalık biraz daha ağır geçiriliyor ve ortak belirtisi ateş. Uçaklardaki enfeksiyon kontrolleri de aslında ateş takibi. Hastalardaki ateşi ölçüyorlar ve yüksek ateşi olan, solunum sistemi rahatsızlıkları belirtisi taşıyan hastaları karantinaya alıyorlar. Ateş tipik bir bulgu ve bunun üstüne de solunum sistemi eklenebiliyor.”

Yeni bir salgının gelmesinden korktuklarını belirten vatandaşların bazıları virüsten korunmak için kalabalık ortamlardan uzak durduğunu ve hijyene dikkat ettiklerini söylerken bazıları da Dünya Sağlık Örgütünü bile alarma geçiren bu gizemli virüsten henüz haberleri olmadığını belirtiyor.

Kategoriler
Adana

Yurt dışında iş yapan Türkleri, ‘Türk güvenlik şirketleri korusun’ önerisi

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer, Somali’de iş yapan Türk müteahhitlik firmasının şantiyesine düzenlenen bombalı saldırı, Türkiye ile Rusya arasında Libya’da ateşkesin sağlanması için yapılan Moskova Zirvesi ve Berlin’deki Libya Konferansı üzerine açıklamalar yaptı.

YURT DIŞINDA İŞ YAPAN TÜRK ŞİRKETLERİNİN GÜVENLİĞİ SAĞLANMALI

Libya, Somali, Katar gibi ülkelerde bulunan Türk askerinin görevinin teknik ve taktik destek sağlamak olduğunu vurgulayan Dr. Güçlüer, “TSK tarafından o ülkelerdeki askeri ve yerel kolluk güçlerine eğitim, malzeme desteği veriliyor. Bunula birlikte örneğin Somali’de yol inşa eden Türk şirketinin güvenliğinin sağlanması da gerekiyor. Doğal olarak Türk askerinden böyle görevler de bekleniyor. Askerimiz bunu oradaki yerel güvenlik birimleri üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Aslında burada yerel unsurlar ile Türk askeri arasında yarı geçişken paramiliter bir güce ihtiyaç var” diye konuştu.

“TÜRK ORDUSUNUN YÜKÜ DE HAFİFLER”

Dr. Güçlüer, “Bence askerlerimizden ziyade devlet tarafından denetlenen, kanunen sınırları belli, Türkiye’deki özel güvenlik teşkilatlarına, yurt dışına iş yapan Türk firmalarının korunması için yetki verilmesi, önlerinin açılması gerekiyor. Yurt dışında iş yapan Türk firmaların o ülkelerle yaptıkları anlaşmalara bu maddenin konulması lazım. Türk özel güvenlik firmaları, yapılan işin ve iş yapan şirketlerin korunmasında görevli olmalıdır, bunun önünü açmalıyız. Bu düzenleme ordumuzun yurt dışındaki yükünü hafifletir ve Türk firmalarının yurt dışında çalışmalarının da önü açılır. Bunların devlete masrafları da olmaz” ifadelerini kullandı.

MOSKOVA ZİRVESİ’NİN ÜZERİNE BERLİN’İN GÖLGESİ DÜŞTÜ

Moskova Zirvesi’nin başında her şeyin yolunda olduğunu aktaran Dr. Güçlüer, “Berlin’de Libya Konferansı’nın yapılacağı biliniyordu. Fakat Türkiye ile Rusya konferans öncesi taraflar arasında kalıcı bir ateşkesi sağlamak ve bu ateşkes üzerinden siyasi yol haritası belirlemek için Moskova’da zirve düzenledi. Aslında zirvenin başında her şey yolundaydı. Libya’nın doğusunu kontrol altında tutan isyancı General Hafter, önüne konan ateşkes metnini de imzalamak üzereydi. Son anda çark etti, biraz zaman istedi. Sonra ateşkesi imzalamadan Moskova’yı terk etti. Aslında Moskova Zirvesi’nin üzerine Berlin’in gölgesi düştü. Çünkü Moskova’da ateşkes imzalansaydı. Avrupa ülkelerinin Libya’ya istedikleri gibi müdahil zorlaşacaktı ” ifadelerini kullandı.

“BERLİN’DEN HAFTER’E TALİMAT VERİLDİ”

Türkiye ile Rusya’nın iş birliği ile Libya’da ateşkes sağlansaydı, Avrupa ülkelerinin artık bir fonksiyonunun kalmayacağını vurgulayan Dr. Eray Güçlüer, “Berlin’deki Libya Konferansı’nda ne konuşulacaktı, zaten ateşkes olmuştu. Sadece ateşkesin siyasi yol haritası tartışılabilirdi. O yüzden Berlin’den Hafter’e talimat verildi. Talimatı, Almanya üzerinden Avrupa ülkeleri verdi. Avrupalı ülkeler ‘bizim olmadığımız ateşkesi istemiyoruz’ dedi. Berlin konferansına kadar Hafter pek çok saldırı yaptı, limanları abluka altına aldı. Moskova’da ateşkes anlaşması imzalansaydı kan dökülmezdi” dedi.

UMH’NİN ORTADAN KALMASINA YÖNELİK TEHDİT DURDU, TÜRKİYE BARIŞIN ANAHTARI OLDU.

55 maddelik ateşkes metninin imzalanmasını, BM tarafından Libya’nın meşru hükümeti olarak tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ortadan kalkmasına yönelik tehdidin durması olarak okuduğunu söyleyen Dr. Güçlüer, “Meşrutiyeti olan hükümeti ortadan kaldırmakla görevli Hafter gibi bir aparatın durması, meşru hükümetin güçlenmesine zemin hazırlayacaktır. Meşru hükümetin güçlenerek Hafter karşısında bir denge oluşması için ateşkesin imzalanması son derece önemliydi. Türkiye Libya’da barışın anahtarı oldu” diye konuştu.

“ATEŞKEŞ ANLAŞMASINI HAFTER BOZMAK İSTYECEKTİR”

Dr. Güçlüer, “Hafter ile yapılan anlaşma kalıcı olur mu? Bence zor. Hafter’in ateşkesi bozma ihtimali yüksektir. Çünkü Hafter’i oluşturan, destekleyen arkasındaki güç zeminin arasında çatlaklıklar, çıkar çatışmaları var. Ancak bölgedeki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin varlığı önemli bir denge unsurudur” ifadelerini kullandı.

En temiz havaya sahip ülkeler belirlendi: Türkiye 61’inci sırada

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump geçtiğimiz günlerde dünyanın en temiz havasına sahip olduklarını iddia etmişti. Ancak Yale ve Columbia Üniversitesi tarafından yapılan Çevresel Performans Endeksi’ne göre bu iddiasının doğru olmadığı belirlendi.

Raporda en temiz havaya Avustralya, Barbados, Ürdün ve Kanada’nın sahip olduğu ifade edildi. Sanayi devleri Fransa, İngiltere ve Almanya sırasıyla 13, 18 ve 46’ncı sırada yer aldı. Türkiye ise listeye 61’inci sıradan girdi.

Havası en kirli ülke ise 180’inci sırada yer alan Nepal oldu. Nepal’i sırasıyla Bangladeş, Hindistan ve Çin izledi.

İŞTE HAVASI EN TEMİZ OLAN ÜLKELER

1- Avustralya
1- Barbados
3- Ürdün
4- Kanada
5- Danimarka
6- Finlandiya
7- Yeni Zelanda
8- Brunei
9- İzlanda
10- ABD
.
13- Fransa
.
18- İngiltere
.
46- Almanya
.
61- Türkiye
.
177- Çi
178- Hindistan
179- Bangladeş
180- Nepal

En çok erkekler intihar ediyor: Sorumluluk çok fazla

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yayınladığı rapora göre, her yıl yaklaşık 800 bin kişi kendi hayatına son veriyor. Dünya genelinde erkek intihar oranının kadınlara kıyasla daha fazla olduğunun ön plana çıktığı raporda, her 100 bin erkekten 13,5’i, her 100 bin kadından 7,7’si intihar ediyor. Türkiye’de ise erkeklerde intihar oranı her 100 bin kişide 11,3 iken kadınlarda 3,2 olarak görülüyor. İntihar nedenlerinin başında akıl hastalıkları, ekonomik problemler, işsizlik, ailevi problemler ve günümüzde gittikçe artmaya başlayan uyuşturucu madde kullanımı gibi nedenlerin yer aldığını belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Psikiyatrist Onur Okan Demirci, kişinin intihar seviyesine gelmeden önce anlaşılabileceğini söyledi.

İNTİHARA MEYİLLİ KİŞİYİ ANLAYABİLİRİZ

İntihara meyilli kişiyi anlayabilecek küçük ipuçları bulunabileceğini belirten Onur Okan Demirci, “Bunların en başında kişinin hayatında meydana gelen ufak değişiklikleri gözlemlemek yer alıyor. Burada da en büyük sorumluluk ailesine ve sosyal çevresine düşüyor” dedi.

Uyarılarda bulunan Demirci, “İntihara meyilli kişiler kendilerini belli etmeye başlarlar. İçe kapanmaya, sosyal çevreden kendilerini çekmeye, yaptıkları işte gerilemeye hatta bazen intihar edeceklerine dair ‘hayattan bıktıklarına, artık çaresiz olduklarına’ değinirler. Özellikle buradaki çaresizlik mesajı kişinin artık işin içinden çıkamayacağının göstergesidir. Buna dair mesajları yakalamak çok önemli. Burada en büyük sorumluluk ailesine ve sosyal çevreye düşüyor. Onu takip edebilmek, gözlemlemek, yakın olabilmek önemli. Siz bireyden duygusal iletişim anlamında ne kadar uzaksanız, bu belirtileri kaçırma şansınız çok yüksek olacak. Ne kadar yakınsanız da bu belirtileri yakalama şansınız yükselecek. Yakaladığınız anda da kişiyi intihar etmekten kurtarabilirsiniz. Kişiyi kurtarmak için sosyal destek de önemli. Kişinin hayatındaki çaresizliğe destek olabilmek gerekiyor. Bunun yanında muhakkak bir uzman desteği alınması şart. Bu belirtileri yakaladığımız an kişiyi oradan kurtarabilme şansına büyük oranda sahibiz. Geç kaldığımız zaman maalesef bu söylediğimiz rakamlara gidiyoruz” ifadelerini kullandı.

ERKEĞE YÜKLENEN SORUMLULUK AĞIR GELİYOR

Erkeklerin intihar oranlarının kadınlara kıyasla daha fazla olmasının altında, erkeğe yüklenen sorumluluğun bireye ağır gelmesinin yattığını ifade eden psikiyatrist Demirci, şöyle konuştu:

“Erkeklerde oranların daha fazlası toplumun erkeğin üstüne yüklediği baskıdan kaynaklanıyor. Bu durum orta ve düşük gelirli ya da sosyokültürel seviyesi biraz düşük olan ülkelerde gerçekleşiyor. ‘Erkek çalışmak zorunda, ailesine bakmak zorunda, erkek güçlü olmak zorunda…’ bireyin bu güç azaldığı ve ailesine yeterince sahip çıkamadığını düşündüğü zaman böyle bir yola sürüklenme ihtimali, kadına göre daha fazla. Ama gelişmiş ülkelerde böyle bir durum söz konusu değil.”

Psikiyatrist Demirci, toplum olarak intihara sürüklenme yolunda önlemler alınması gerektiğini, bunun da daha çok sosyal destek ve devlet desteği ile sağlanabileceğini de sözlerine ekledi.