Kategoriler
Adana

Prof. Dr. Caşın: ABD, Suudi Arabistan’ı koruyamadı

Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, tesislere saldırı ardından büyük çaplı bir yangının çıktığını; Abqaiq ve Khurais petrol yerleşkelerinden yükselen alevlerin, sabahın erken saatlerinde kontrol altına alındığını duyurmuştu.

Suudi Haber Ajansı SPA, Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı Sözcüsünün, 2 petrol tesisinin, ‘silahlı insansız hava araçları’ (SİHA) tarafından hedef alındığını açıkladığını duyurmuştu. Saldırıyı, Yemen’deki Husi milisleri üstlenmişti ama ABD, saldırılardan İran’ı sorumlu tutuyor.

HUSİ ASKERİ SÖZCÜSÜ: SALDIRILAR NORMAL VE JET MOTORLU DRONE’LARLA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Husi Askeri Sözcüsü Yahya Sarea, Twitter hesabından paylaştığı mesajında, tesislerin hâlâ hedeflerinde olduğunu ve her an tekrar saldırabileceklerini; ülkenin doğusundaki tesislere yapılan saldırıların normal ve jet motorlu drone’larla gerçekleştirildiğini ifade etti.

“10 İHA KULLANILDI”

Lübnan merkezli Al-Masirah televizyonuna konuşan Husi sözcüsü Sarea, saldırılarda 10 silahlı insansız hava aracının kullanıldığını söyledi.

NY TIMES: SALDIRI İÇERİDEN DE YAPILMIŞ OLABİLİR

New York Times gazetesi, Birleşmiş Milletler müfettişlerinin, Husilerin bin 500 kilometre menzilli İHA’lara sahip olduğunu ve Suudi Arabistan topraklarında yapılan saldırının, Yemen’deki Husi kontrolündeki bir bölgeden gerçekleşmiş olabileceğini söylediğini belirtti. Ancak, bu saldırının Irak ya da Suudi Arabistan içerisinden de yapılmış olabileceğine değinildi.

POMPEO: SALDIRILARIN YEMEN’DEN GELDİĞİNE DAİR HİÇBİR DELİL YOK

Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “Tüm tansiyonu azaltma çağrıları arasında, İran, şimdi dünyanın enerji arzına eşi görülmemiş bir saldırı başlattı. Saldırıların Yemen’den geldiğine dair bir kanıt yok” ifadelerini kullandı.

TRUMP: SUUDİ ARABİSTAN’DAN DOĞRULAMA BEKLİYORUZ

Suudi Arabistan’ın petrol şirketi Saudi Aramco’ya ait 2 tesise silahlı insansız hava aracıyla (SİHA) saldırı düzenlenmesine ilişkin ABD Başkanı Donald Trump, “Saldırının ardındakileri biliyoruz, Suudi Arabistan’dan doğrulama bekliyoruz” dedi.

Trump, Twitter üzerinden yaptığı açıklamasında, “Suudi Arabistan petrol şirketine saldırı düzenlendi. Bunu saldırının ardındakileri bildiğimize inanmamız için nedenlerimiz var. Hazırız ve Suudi Arabistan’dan saldırının ardında kim olduğunu doğrulamalarını bekliyoruz. Buna göre ne doğrultuda hareket etmemiz gerektiğine karar vereceğiz” İfadelerini kullandı.

TRUMP: İRAN’IN SALDIRIYLA İLGİSİ OLUP OLMADIĞINI GÖRECEĞİZ

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan’a düzenlenen drone saldırısıyla ilgili sosyal medya hesabından bir açıklama yayınladı. Trump, “İran’ın gerçekte kendi hava sahalarında olmadığı halde, insansız hava aracını düşürdüğünü söylediğini iyi hatırlayın. Çok büyük bir yalan olduğunu bilerek bu hikayeye sıkı sıkıya bağlı kaldılar. Şimdi Suudi Arabistan’a yapılan saldırıyla ilgileri olmadığını söylüyorlar. Bunu göreceğiz?” diye paylaştı.

İRAN: İDDİALAR KABUL EDİLEMEZ

Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine düzenlenen saldırıyla ilgili İran’ı suçlayan ABD’li yetkililere tepki gösteren İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Seyyid Abbas Musevi, bu iddiaların mesnetsiz ve kabul edilmez olduğunu vurgulayarak, “Bunlar İran karşıtı ‘maksimum yalan’ politikası doğrultusunda öne sürülen iddialardır” dedi.

RUHANİ: YEMEN HALKI, MEŞRU MÜDAFA HAKKINI KULLANIYOR

Ankara’da düzenlenen Üçlü Zirve sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Saudi Aramco’ya düzenlenen saldırılarla ilgili soruya, “Yemen halkı, kendisine saldıranlara karşı meşru müdafaa hakkını kullanıyor. Bu olaylar, Yemen’e yönelik saldırıların bir sonucudur” cevabını verdi.

SUUDİ ARABİSTAN, 2 GÜN SONRA DUYURDU: İRAN SİLAHLARININ KULLANILDIĞINA DAİR KANIT VAR

Suudi Arabistan, olaydan bu yana saldırıyı ‘terörist bir saldırı’ olarak nitelemiş ancak bunu düzenleyenlere dair bir açıklamada bulunmamıştı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, dün yaptığı açıklamada, Aramco tesislerine yapılan son saldırıda İran silahlarının kullanıldığına dair kanıtların bulunduğunu ve ön soruşturmalar sonrasında saldırıların kaynağının belirlenmesi için çalışmaların sürdüğünü duyurdu. Bakanlık, Suudi Arabistan’ın, küresel barışı ve güvenliği tehdit eden bu ağır saldırıyı kınadığını duyurdu.

PROF. DR. MESUT HAKKI CAŞIN SALDIRILARI DEĞERLENDİRDİ

Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yapılan saldırıyı ve sonrasında yaşananları değerlendiren Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, “ABD, Suudi Arabistan’ı koruyamadı, istihbarat zafiyeti var” dedi.

PROF. DR. CAŞIN: SUUDİ ARABİSTAN’A EKONOMİK AÇIDAN ZARAR VERMEK İSTİYORLAR

Saldırıdaki asıl amacın ekonomik nedenlere dayandığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, “Suudi Arabistan’a ekonomik açıdan zarar vermek için, bunu Husi milislerinin yaptıklarını düşünüyorum. Zamanlamaları dikkat çekici, Aramco şirketi hisselerini satacaktı, Suudi Arabistan’ın ekonomisi iyi durumda değil. Böyle bir zamanda Aramco’nun hisseleri düşecek. Suudi Arabistan, petrol üretimini kısmi olarak durdurabilir” diye konuştu.

“İRAN’IN YAPTIĞINI İSPAT ETMEK GEREKİYOR”

Asimetrik saldırı taktiğinin uygulandığını dile getiren Prof. Dr. Caşın, saldırının dünya petrol arzına karşı yapıldığını ve bölgenin kritik olduğunu aktardı. Trump’ın doğrudan İran’ı suçladığını hatırlatan Prof. Dr. Caşın, ABD başkanının bunu ispatlaması gerektiğinin altını çizdi.

“ABD’DEN ALINAN İLERİ FÜZE SAVUNMA SİSTEMLERİ SALDIRIYI NEDEN GÖRÜP, VURAMADI?”

Saldırının eş zamanlı ve uzak mesafeden yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Caşın, “Radar izleri henüz gösterilmedi. Buradaki asıl soru Suudi Arabistan’ın ABD’den aldığı ileri füze savunma sistemleri saldırıyı neden görüp, vuramadı? Bence burada ABD’nin savaş sanayinde de soru işaretleri oluştu. Suudi Arabistan ABD’nin savaş uçaklarını kullanarak her gün Yemen’i bombalıyor. O kadar radar sistemleri var, bin kilometre mesafeden gelip Suudi Arabistan’ı vurdular. Elimizde, nasıl fark etmediklerine dair bir bilgi yok. Bu yöntem asimetrik saldırı taktiğidir. Eş zamanlı uzak mesafeden yapıldı. Husiler henüz bir devlet değil ve terör örgütü olarak kabul ediliyor. Devlet olmayan bir örgütün bu kadar zarar vermesi büyük bir meseledir” ifadelerini kullandı.

“BAŞKA BİR DEVLET DE YAPMIŞ OLABİLİR”

İran’a yaptırım olacağını belirten Prof. Dr. Caşın, “Husiler saldırıyı üstlendi ama başka bir devlet de yapmış olabilir. Acaba Suudi Arabistan ile İran arasında savaş çıkartmak isteyen bir güç mü var. İran’a yaptırım olacağını düşünüyorum. Ekonomik yaptırımlar hali hazırda zaten devam ediyor. ABD’de yaklaşan seçim var. Trump, AB, Çin ve Japonya’nın baskısıyla İran ile el sıkışmak istiyor. Bu saldırı aslında Trump’ın Orta Doğu politikasının başarısız olduğunu, körfez ittifakını koruyamadığını gösteriyor” dedi.

 “SALDIRI DİĞER TERÖR ÖRGÜTLERİ İÇİN DE KOZDUR”

Suudi Arabistan’ın saldırıdan endişe duyduğunu aktaran Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, ülkede pek çok petrol tesisi olduğunu hatırlattı. Prof. Dr. Caşın, “Bu tesisler bombalanmaya devam ederse ki Husiler yaptıkları açıklamada tekrar saldırı yapabileceklerini söyledi. Petrol fiyatları yükselebilir. Bu durum Türkiye’nin aleyhine olur. Petrol fiyatlarındaki artış Rusya’nın işine gelir çünkü onlar da üretiyor. Saldırı diğer terör örgütleri için de kozdur. Kritik yerlere İHA veya modern silahlarla saldırıda bulunabilir. Saldırı, enerji güvenliği açısından ciddi krizdir, artçı dalgaları mutlaka olacaktır” ifadelerini kullandı.

“SUUDİ ARABİSTAN İSTİHBARATININ ZAFİYETİ VAR”

Saldırıda kullanılan füzeye ilişkin net bir bilgi olmadığının altını çizen Prof. Dr. Caşın, “Bin kilometre uzun bir menzil ama yanıltmak için daha yakın mesafeden atılmış olabilir. Radar izlerinin olması gerekiyor. Bölgede yaptığı tahribatının resimleri de olmalıdır. Husilerin zamanlaması ve istihbaratının iyi olduğunu görüyoruz. Suudi Arabistan istihbaratının zafiyeti olduğunu görüyoruz. Hava savunma sistemlerinin zafiyeti var ve ABD onları koruyamadı. Bu durum Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkileri kesintiye uğratacaktır. ABD silah şirketlerinin güvenilmez olduğu ortaya çıktı çünkü petrol tesisleri vuruldu. ABD’nin Orta Doğu’daki liderlik misyonunda ciddi bir erozyon var.  Saldırının füzeyle yapıldığı kesin ama menzili ve diğer özellikleri bilinmiyor. Bu bilgilerin Suudi Arabistan ve ABD’de olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

HUSİLER NE İSTİYOR?

İran devletinin Husilere hem silah hem de para yardımı yaptığını söyleyen Prof. Dr. Caşın, “Husiler bağımsızlık istiyor. Husilerin uçakları yok. Suudi Arabistan, F-15 ve F-16’lar gibi savaş uçaklarına sahip ama saldırıda büyük zarar aldı. Daha fazla zarar verebilirdi, atılan füzelerin çok iyi olduğu söylenemez. Suudi Arabistan’ın Yemen’i vuracağını düşünüyorum. ABD’de Yemen’i vurabilir” dedi.

Kategoriler
Adana

TOKİ’den ‘AOÇ arazi’ ile ilgili iddialara yanıt

Açıklamada, “Gazete tarafından yapılan haberde ‘Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın (TOKİ) Ankara Çukurambar’daki AOÇ arazisini açık artırma yoluyla satışa çıkardığı ihale dün yapıldı’ denilmektedir. Habere konu araziler, TOKİ mülkiyetinde yer almamakta ve ihalenin de İdaremiz ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Ayrıca, TOKİ tarafından yapılmayan ihalenin, zaten ‘Arsa Kiralama İhalesi’ olduğu, yazılanın aksine, ‘Arsa Satışı İhalesi’ olmadığı yapılan haberde de yer almakta ve kendisiyle çelişmektedir. Buna rağmen, sorumlu yayıncılık ilkeleri göz ardı edilerek, hiçbir araştırma yapılmadan ve İdaremizden bilgi almaya gerek duyulmadan yapılan haber ve paylaşılan tweetler, TOKİ’nin kamuoyundaki olumlu algısını zedelemeyi amaçlayan, gerçeklerle uyuşmayan bilgilere dayalı, art niyetli yaklaşımlardır.

Kamuoyunun, bu tür asılsız haberlere itibar etmemeleri, önemle duyurulur” ifadeleri yer aldı.

Kategoriler
Adana

Prof. Dr. Zeki Hasgür: İstanbul’da deprem olasılığı yüzde 60

Tekirdağ-Silivri açıklarında dün meydana gelen ve İstanbul’un birçok ilçesinde hissedilen 4.6 büyüklüğündeki depremi değerlendiren Altınbaş Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Zeki Hasgür, İstanbul’da dün meydana gelen depremle birlikte fayda biriken enerjinin bir kısmının boşaldığını belirtti. Prof. Dr. Zeki Hasgür, 6 şiddetindeki bir depremin boşaltabileceği enerjinin yerine geçmesi için 5 şiddetinde 33 tane deprem gerektiğini ifade ederek bunun olağan bir durum olmadığını vurguladı. İstanbul’da meydana gelen son büyük deprem olan 1894 Depremi’nin üzerinden 150 yıla yakın zaman geçtiğini anlatan Prof. Dr. Zeki Hasgür, 1912 yılında İstanbul’a 200 kilometre mesafede gerçekleşen Şarköy-Mürefte Depremi’ni hatırlatarak, “1908 yılında yapılan Haydarpaşa Garı’nın iki kulesi o dönemde yıkılmıştı. Bu, deprem konusunda gerekli önlemleri almamız gerektiğini gösteriyor” diye konuştu.

“İSTANBUL DEPREMİ 7 ŞİDDETİNİN ÜZERİNDE OLACAK”

Çalışmalarını bir dönem Japonya’da sürdürdüğünü belirten Prof. Dr. Zeki Hasgür, İstanbul Depremi’nin kaçınılmaz olduğunu ancak depremin yanal atımlı olup olmayacağının bilinemediğini belirterek, “Marmara Denizi’nde tektonik çukurlar bulunuyor. Bu faylarda düşey bileşenli hareketler mevcut. Depremin aynı anda hem yanal hem düşey atımlı olması şiddetinin azalmasına yol açabilir” değerlendirmesinde bulundu.

En tehlikelisinin yanal atımlı deprem olduğunun altını çizen Prof. Dr. Zeki Hasgür, “Deprem esnasında ortaya çıkan enerjinin bir kısmı düşey harekete, bir kısmı yanal harekete giderse o zaman enerji bölünür. En tehlikeli olan yanal atımlı olandır. Kuzey Anadolu Fayı, iki ana levhayı, (Karadeniz ve Anadolu levhaları) ayırıyor. Bu tip faylara dönüşüm fayı diyoruz. Bu tür faylarda yanal atımlı deprem meydana geliyor. Ege’deki faylar ise düşey atımlıdır. Nitekim Ege’de 7 Richter şiddetinin üzerinde deprem geçmişte çok fazla meydana gelmemiştir. Kuzey Anadolu Fayı ile birlikte Anadolu  yılda ortalama 2 santimetre batıya doğru Ege’ye itiliyor. Hesapladığımızda İstanbul Depremi’nin 7 ve biraz üzerinde büyüklüğün  üzerinde olacağını buluyoruz” ifadelerini kullandı.

“DEPREME DAYANIKLI BİNA YAPILABİLİR”

İstanbul Depremi ile birlikte fayda biriken önemli bir enerjinin açığa çıkacağını belirten Prof. Dr. Zeki Hasgür, şunları söyledi:

“Toplum olarak buna hazır olmalıyız. Deprem yönetmeliği yeni değişti ama yerel yönetimler ve bireyler olarak da gerekli hazırlıkları yapmamız gerekiyor. Binalarımızda hatalara yer vermemeliyiz. Bina kötü zeminde yapılmışsa, temelleri zemin tipine uygun olarak tasarlanmamışsa depremde önemli hasar görür ve yıkılır. İstanbul’da gecekondu niteliği taşıyan, mühendislik hizmeti almamış yaklaşık bir milyon bina olduğu tahmin ediliyor. Örneğin 6 Richter şiddetindeki Ceyhan Depremi, yeni yapılan bir bina, üzerine izinsiz iki kat çıkıldığı ve zayıf betonla yapıldığı için içine bile girilmeden çökmüştür. Mühendisler isterlerse depreme dayanıklı, sağlam binalar yapabilirler. Deprem gerçeği varken, gerekli şekilde yapılmamış binalara ucuz diye girmemeliyiz.”

Kategoriler
Adana

“Türkiye teröre teslim olmayacaktır”

Nişantaşı Üniversitesi Kurucusu Levent Uysal, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK), Suriye Milli Ordusu’yla birlikte Suriye’nin kuzeyinde YPG/PKK ve DEAŞ terör örgütlerine karşı düzenlediği Barış Pınarı Harekatı’na yönelik değerlendirmede bulundu. Uysal, “Bu operasyon Türkiye’nin en önemli güvenlik sorununa karşı başlatılmıştır. Türkiye, terörle mücadele etmeye devam ediyor ve edecektir. Kararlılığımızı böylece tüm dünyaya duyurmuş olduk” diye konuştu.

“İstiklal ve istikbalimizin korkusuz bekçisi olan Türk Silahlı Kuvvetlerimize muvaffakiyetler diliyoruz” diyen Uysal, “Kalbimiz ve dualarımız Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütlerine karşı başlatılan Barış Pınarı Harekatı’nda görev alan askerlerimizle birlikte” dedi. 

“Oksijen deposu kenevirin ekimi teşvik edilmeli”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce yaptığı açıklamalarda kenevir üretimin önemine dikkat çekerek, kenevir ekim sürecini yeniden başlatacaklarını ifade etmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasının ardından tekstilden otomobil sektörüne kadar geniş kullanım alanı bulunan ve birçok faydası olan kenevirin üretimine ilişkin tarımsal politikalar yeniden düzenlendi.

AMAÇ DIŞINDAN YETİŞTİRİLMESİ YASAK
Yapısındaki uyuşturucu madde oranından dolayı kontrollü ekilmesi gereken kenevirle ilgili Türkiye’deki mevzuata göre lif, sap ve tohumunun amacı dışında yetiştirilmesi yasak. Bilimsel araştırmalarla ise THC’si düşük kenevir çeşitlerinin geliştirilmesi hedefleniyor. 2016 yılında Resmi Gazete’de yayınlanan tebliğle, kenevir yetiştirilecek yerlerde, ekiminin izne bağlanması, gerekli kontrollerin yapılması ve izinsiz ekimlere uygulanacak işlemlere ilişkin esaslar belirlendi.İzmir, Uşak, Kütahya, Burdur, Antalya, Zonguldak, Bartın, Karabük, Kastamonu, Sinop, Samsun, Çorum, Amasya, Ordu, Tokat, Yozgat, Kayseri, Malatya ve Rize’de ise kenevirin ekimi izinle serbest hale getirildi.

PANEL DÜZENLENDİ 

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) Gıda, Tarım Uygulama ve Araştırma Merkezi, kenevir yetiştiriciliği ve endüstriyel önemine dikkat çekmek için bir panel düzenledi. Üniversitenin Halkalı Yerleşkesinde gerçekleşen panelde, kenevirin günümüzde ve gelecekteki yeri, Türkiye’nin ekonomisi, tarımı, gıdası ve geleceği için faydalarının yanı sıra endüstriyel uygulamaları da masaya yatırıldı.İlk kez düzenlenen panele, İZÜ Tarım Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Nazlı, Namık Kemal Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Eker, Avrasya Bir Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Yalçın Koçak, Gazeteci-Yazar Abdurrahman Dilipak, Gazeteci-Yazar İsmail Tokalak, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.

İZÜ Tarım Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Nazlı da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kenevir ekimini desteklemesinden sonra sorumluluk hissettiklerini ve keneviri gıda açısından ele almak için paneli düzenlediklerini söyledi.

KENEVİR EKİMİNİN HUKUKİ BOYUTU
Kenevirin her şeyinin faydalı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nazlı, “Ekim, 2016 yılında çıkan kenevir yetiştiriciliği yönetmeliğine göre yapılıyor. Ekmeden önce izin almak zorundasınız, denetimlere de tabi tutuluyorsunuz. Tohumlarını Tarım Bakanlığı gözetiminde temin edip, sürekli rapor vermeniz gerekiyor. Kenevir her alanda kullanılıyor. Üniversitelerin, özel sektörün ve devletin iş birliği içerisinde keneviri plan dahilinde geliştirip ki özellikle tohum bulma sorunu var, tohumları ıslah edip kenevir yetiştiriciliğine önem vermesi gerekiyor. Yerli ve milli kenevir tohumlarını elde etmeliyiz” dedi.

“KENEVİR OKSİJEN FABRİKASIDIR”

Keneviri birçok açıdan önemli gördüğünü söyleyen Gazeteci-Yazar Abdurrahman Dilipak, “Kenevir çok gübre ve su istemiyor, kendini şartlara uyduruyor, oksijen fabrikasıdır. Astım hastaları Ayvalık’a gidiyor. Balkonunuza kenevir ekin, astım krizleri en aza inecektir. Sadece kenevirin yağını yiyerek kanser ve şeker hastalığına yakalanmama imkanınız var. Şeker ve kanser hastaları tüketirse hastalıklarının gelişmesi engellenir. Kanser hücreleri oksijenin yoğun olduğu ortamlarda gelişmiyor” diye konuştu.

“BUZAĞI ÖLÜMLERİNİ BİTİRİR”
“Hayvanlarınızın altına keneviri atın yerse de şifa üstüne yatarsa da şifadır” diyen Dilipak, “Hayvanat bahçelerinde ve ahırlarda kenevir kullanmak gerekir. Yeşil değil kurutulduktan sonra kümes hayvanlarının yemlerine katılması lazım. Kenevirden elde edilen ekstraktları buzağıya verirseniz, buzağı ölümleri de bitiyor. Türkiye’de her sene buzağı ölümlerinden yüz binlerce hayvanı kaybediyoruz” ifadelerini kullandı.

“KENEVİRİ SAHİPLENMELİYİZ”
Türkiye’nin enerji açığına da büyük katkı sağlayacağını vurgulayan Dilipak, “Türkiye’nin her tarafına balkonlar da dahil kenevir eksek sonra kesip tohumlarını sıksak petrol açığı olmaz özellikle mazot, motorunuzu da korur. Kenevir, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını çözer. Alerji geleceğin en büyük tehlikelerinden biri hormonal bozukluklar da aynı şekilde nesli tehdit ediyor. Bunu korumak için en ucuz, acısız yol keneviri sahiplenmemizdir” dedi.

Kenevirin Allah’ın nimeti bir ürün olduğunu söyleyen Gazeteci-Yazar Abdurrahman Dilipak, “Arabaların içini kenevirle kaplamamız gerekiyor. Evin perdelerini ve duvar kağıtlarının kenevirden olması lazım. Isı, ses geçirmiyor, bakteri barındırmıyor, radyasyonu emiyor bu Allah’ın bir nimetidir” diye konuştu.

EVDEKİ KARINCALARA ÇÖZÜM; KENEVİR

Abdurrahman Dilipak, “Ceketiniz, göleğiniz kenevirdense kurşun geçmiyor, zırh görevi görüyor. Evlerimize karınca giriyor diye şikayet ediyoruz, kenevir ekin veya tuğlanızı kenevirden yapın haşarat gelmez” ifadelerini kullandı.

“50 BİN ÜRÜNE HAMMADDE OLUYOR”

48 yıldır Türkiye’de kenevir ekiminin yasak olduğunu aktaran Avrasya Bir Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Yalçın Koçak ise, kenevirin mucizevi bir bitki olduğunu söyledi. Dr. Koçak, “Sümer tabletlerinde insanlığa hediye olarak gönderilmiş 4 bitkiden bir tanesidir. 50 bin çeşit tane ürüne hammadde oluyor, dünyada başka bir benzeri yoktur. İplikten, biyopolimerlere, kompozit yapıdan kozmetik sanayine, kağıttan zırh yapımına kadar her alanda kullanabiliyoruz” dedi.

“2018’DE BİN 100 DÖNÜMLÜK KENEVİR EKTİK”
Ekimi ve bakımının zahmetli olmadığını vurgulayan Dr. Koçak, “Geçtiğimiz yıla kadar endüstriyel kenevir ekimi 19 ilde yapılıyordu. Kenevir Tarımsal kooperatifi aracılığıyla ekim alanlarının genişlemesi için ilgili kurumlara başvurularımızı yapıyoruz. 19 ilin 15’inde bin 100 dönümlük kenevir ekimi yaptık. Bu yıl bol miktarda da tohumumuz var, daha da çok ekeceğiz. Sağlığım müsaade ederse Hollanda’nın yüz ölçümü oranında ekim alanına ulaşana kadar endüstri keneviri ekmeye devam edeceğim” diye konuştu.

Bu yöntemlerle katkı maddesiz ekmeği anlayabilirsiniz

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre katkı maddelerinin kanser oluşumunda önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Jale Çatak, ekmekte güzel bir görüntü sağlanması, ağartmak, hacminin artması, hamurun işlenmesinde kolaylık, ömrünü uzatmak ve bayatlamayı geciktirmek, dayanıklılığı artırmak, ucuz olmasını sağlamak gibi sebeplerle katkı maddeleri kullanıldığını söyledi. Koruyucu, işlev ya da dayanıklılığı artırıcı malzemeler kullanıldığını belirten Çatak, katkı maddeli ekmeğin basınç uygulanarak, rengine ve gözeneklerine dikkat edilerek anlaşılabileceğini dile getirdi.

 “EKMEĞE BASINÇ UYGULAYIN”
Beyaz ekmeklerin genellikle içinin boş olduğunu kaydeden Çatak, “Basınç uygulaması ile katkı maddesi olup olmadığını anlayabiliriz. Beyaz ekmeğe basınç uygulandığında çok az bir güç uyguluyoruz ve ekmek eski formuna çok yavaş kavuşuyor. Ancak tam tahıllı ekmeğe bunu uyguladığımızda daha zor uygulanıyor ve daha fazla basınç uygulamamız gerekiyor. Tam tahıllı ekmeğe basınç uyguladığımızda çok daha hızlı eski haline geliyor. Bu en temel uygulanan yöntemlerden bir tanesidir. Beyaz ekmeğin iç kısmını koparıp avucumuzla sıktığımızda hamur haline geliyor, bu da bu ekmeklerde katkı maddesi olduğu anlamını taşıyor” ifadelerini kullandı.

“ÇOK BEYAZ YA DA ÇOK KOYU KAHVERENGİ EKMEĞE DİKKAT!”

Ekmekte olağan dışı beyaz renk söz konusuysa ağartıcı yani beyazlatıcı kullanılmış olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çatak,  “Beyaz ekmeğe olan ilgi ve talep azaldıkça esmer ekmeğe olan ilgi arttı. Böyle olunca beyaz ekmeğin içine bir takım renklendiriciler, katkı maddeleri ya da katılmasına izin verilen malt unu, kakao gibi maddeler katılıyor ve beyaz ekmeğe esmer görüntüsü verilebiliyor. Doğal ve izin verilen malt unu katılabilir ancak aslında tüketici aldatılmış oluyor. Günümüzde toplumumuz artık beyaz ekmeğin sağlıksız olduğunun bilincine varmış durumda. Tüketici sağlıksız olduğunu bildiğinden beyaz ekmek tüketmek istemiyor, esmer ekmek satın alıyor ancak ‘boyanmış beyaz ekmek’ tüketmiş oluyor” şeklinde konuştu.

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Jale Çatak şunları söyledi:  “Malt unu kavrulmuş bir un ve ekmekte kullanılmasına izin verilen bir katkı maddesidir ancak; akrilamid ve hidroksimetil furfural gibi kimyasal bileşenleri içerdiğinden uzun dönem ve yüksek miktarlarda insan vücuduna alımıyla toksik etki oluşmaktadır. Toplumumuzda ekmeğin her gün düzenli olarak ve de fazlaca tüketildiğini dikkate alırsak, oluşturduğu zararın ciddiyeti hiç de azımsanacak gibi değildir. Esmer ekmekte durum tam tersi. Beyaz ekmekte ağartıcılar kullanıldığında rengi anormal derecede beyaz oluyor ise, esmer ekmekte de renklendiriciler kullanıldığında rengi son derece koyu oluyor. Esmer ekmeğin renginin doğal bir kahverengi olması gerekiyor” 

Çatak, “Ekmekleri bildikleri ve güvendikleri yerlerden satın almaları gerekiyor. Açıkta satılan, pazarlarda satılan ekmekleri almasınlar. Üzerinde etiket bilgileri bulunan, bildikleri ve güvendikleri fırınlardan alabilirler” uyarısında bulundu.

“KESİLİNCE GÖZENEKLERİN OLMASI GEREKİYOR”

Çatak, önemli kriterlerden bir tanesinin de ekmeğin iç yapısının incelenmesi olduğunu belirterek, “Ekmeği kestiğimizde görmemiz gereken şey delikli ve süngerimsi bir yapı. Doğal ve sağlıklı ekmeklerde görülmesi gereken yapı böyledir. Aynı şeyi beyaz ekmeklerde her zaman göremiyoruz” dedi.

Alkin: 4. çeyrekte daha iyi bir büyüme bekliyorum

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emre Alkin, yılın üçüncü çeyreğine ilişkin büyüme verilerini değerlendirdi. Temmuz-Eylül dönemini kapsayan üçüncü çeyrekte ekonominin yüzde 0.9 büyüdüğünü hatırlatan Prof. Dr. Alkin “Yüzde 0.9 çok şaşırtıcı bir rakam sayılmaz. Benim için sürpriz olmadı. Ama yüzde 1 ve üzerinde büyüme bekleyenler de vardı ki bence yüzde 1 yüksek bir beklentiydi. Neye dayanarak bunu bekliyorlardı bir türlü anlayamadım. Sağlıklı bir öngörü ve isabetli tahmin için biraz çarşı pazar dolaşmak lazım” dedi.

“EKONOMİ YILLIK YÜZDE 0-0.5 ARASI BÜYÜR”

Üçüncü çeyrekte daha kötü sonuçlarla karşılaşılmamasını baz etkisine bağlayan Prof. Dr. Alkin,“Bir önceki yıl çıkan kötü rakamlar nedeniyle 2019 yılının bu döneminde baz etkisiyle daha iyi verilerle karşılaşacağımızı söylüyorduk ki nitekim öyle oldu.  Bu olumlu eğilim devam ederse Türkiye’de yıllık yüzde 0 civarında büyüme gerçekleşmiş olacak. Dördüncü çeyrekte daha iyi bir büyüme rakamı bekliyoruz. Bence böylece Türkiye 2019 yılını yüzde 0 ile yüzde 0.5 arasında bir büyümeyle kapatacak. Yüzde 0.5’in üzerinde bir yıllık büyüme benim için sürpriz olur ama böylesi bir durum olursa sevinirim tabii ki” diye konuştu. 

“ULUSLARARASI KURULUŞLAR YANILDI”

Prof. Dr. Emre Alkin, yılın ilk 10 ayı süresince OECD, Dünya Bankası ve IMF’nin Türkiye ekonomisinde 2019’da yüzde 2.5 gibi ciddi bir daralma öngördüklerini hatırlatarak “Ama ben öngörülerin yanlış olduğunu söylüyordum. Çünkü karış karış ülkeyi dolaşıyorum ve yaptığımız tüm ortak akıl toplantılarından aldığımız bilgilerin, edindiğimiz izlenimlerin de katkısıyla gördük ki Türkiye ekonomisi yılı yüzde 2.5’lik bir daralmayla değil, yüzde 0 veya çok küçük de olsa pozitif bir büyümeyle tamamlayacaktı” ifadelerini kullandı.

“IMF, OECD RAPORLARI ALGIMIZI BOZDU”

Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve OECD’nin Türkiye ekonomisine ilişkin tahminlerini ekim ayında düzelttiklerini anlatan Prof. Dr. Alkin, “Ama çok geç oldu. Hatta bu gecikme nedeniyle Türkiye’nin algısı da bozuldu. Aslında Türkiye biraz da bu kurumların rapor yayınlama takviminin azizliğine uğramış oldu. Yani ülke algısı o gecikmeye takıldı kaldı. Oysa biz bu durumu yılbaşından bu yana anlatıyorduk” dedi.  

 

“TLREF’le 4 ayda 13,2 milyar lira borçlanma sağlandı”

Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Alpogan Sabri Erdoğan, Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı’na (TLREF) ilişkin detayları paylaşmak için bilgilendirme toplantısı düzenledi.  TLREF’in bir ürün değil finansal mimarinin bir parçası olduğunu aktaran Erdoğan, kişilerin hayatında olan faiz riskine işaret ederek, TLREF’in burada fayda sağlayacağını vurguladı.

Bankaların TLREF ile borçlanmaya başladığını söyleyen Erdoğan, “Yaklaşık 4 ayda 13.2 milyar lira değişken faizli borçlanma sağladılar. Bunları da yatırım fonlarından sağladılar. İkinci aşamada, önümüzdeki dönemde değişken faizli kredi vermeye başlayacaklar” diye konuştu.

TLREF’in işleyişini bankalar üzerinden örneklendirerek anlatan Erdoğan, “TLREF, hedgeing mekanizmasını bankalarımız için ekstra yabancı para likiditesine ihtiyaç duymadan yapabilecekleri bir finansal mimari girişimi demek. Yerli bankalarımız yurt dışından uzun vadeli TL kaynak sağlarken karşılığında yabancı para göndermeleri gerekiyor. Yurt dışındaki TL’yi biz ancak yabancı para teminat göndererek Türkiye’ye çekebiliyoruz. Bu da, bankaların bize, konut kredisi verebilmek için döviz mevduatı toplamaları anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Bir taraftan aylık mevduat verirken nasıl bir yandan da 10 yıllık 5 yıllık krediler kullanıyoruz sorusunun cevabı burada. Bankalar, bunu yapabilmek için bizden döviz mevduatı toplayıp onu teminat olarak yurt dışına gönderiyorlar. Bu da sistemi dolarize ediyor. O yüzden bankaların kaynakları neredeyse yüzde 50 civarında dövizden oluşmasına rağmen hala dünya ortalamasının çok çok üzerine döviz mevduatına faiz ödeyebiliyorlar” dedi.

Döviz mevduatı ihtiyacının bu anlamda yurt dışından TL’yi getirebilmek için çok önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, TLREF’in esas amacının, yurt dışından uzun vadeli sağlanan kaynakların döviz likiditesine ihtiyaç duyulmadan Türkiye’ye getirilmesi olduğunu dile getirdi.  Erdoğan, “TLREF, bir altyapı, onun üzerine çeşitli ürünler koyulur. TLREF’in gecelik faizinin nasıl hesaplandığına bakarsak, ortalama Repo Piyasası’nda gerçekleşen işlemlerin belirli bir metodolojiye göre hesaplanan ağırlıklı ortalaması diyebiliriz” diye konuştu.  TLREF’in libordan farklı olduğunun altını çizen Erdoğan, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde liborun sona erecek olması sebebiyle çeşitli çalışmalar yürüttüklerini aktardı.

“TLREF MB FAİZİ’Nİ TAKİP EDEN BİR ENDEKS”

TLREF’in Merkez Bankası Faizi’ni takip eden bir endeks olduğunu anlatan Erdoğan, “Merkez Bankası (MB) geçen hafta haftalık repo faizini 14’ten 12’ye çekti. Önemli olan burada TLREF’in gecelik faiz piyasasının da Merkez Bankası’nın öngördüğü bandın içinde oluşması. Politika faizi 12, aşağıda 10.5 gibi bir sınır var, yukarıda 13.5 gibi bir sınır var. Demek ki bizdeki gecelik faiz 12’nin etrafında dolaşan, aşağıda 10.5 ile yukarıda 13.5 gibi bir bandın içinde gerçekleşmesi beklenen bir faiz”dedi.

Alpogan Sabri Erdoğan, bankalarda TLREF kredinin de başladığına dikkati çekerek, tüketici kredilerine yansımasının biraz daha zaman alabileceğini söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bankalarımızın, uzun vadeli TL cinsinden kredi üretme potansiyelini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bizde uzun vadeli kredilerin büyük kısmı yabancı para cinsinden. Milli paramızın hakim olduğu finansal sistem peşindeyiz. Yabancı paranın yarattığı kur riskinden ekonomimizi olabildiğince arındırmanın peşindeyiz. Yabancı para likidite ihtiyacı yaratılmasın diye TLREF oluşturduk. Yabancı bankaların, TL üzerinden Türk şirketlerine sağladıkları TLREF’e endeksli kredileri çok yakında duyacaksınız. Yabancı bir banka, TL cinsinden krediyi, Türk şirketimize TLREF’e endeksli olarak verecek. Şu ana kadar ihraçların yaklaşık yüzde 40-45’i özel bankalar tarafından, yüzde 50-55’i de kamu bankaları tarafından yapıldı. Sağlıklı bir finansman yöntemi, bu yüzde özel bankalar da bu piyasadan borçlanmayı tercih ediyorlar.”

 

Sabiha Gökçen Havalimanı’na ABD’den ‘yeşil bina sertifikası’

İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı terminal binası, 31 Ekim 2009 tarihinde hizmete girdi. Bu yıl yaklaşık 36 milyon yolcuyu ağırlayan bina, 1998 yılından bu yana Amerikan Yeşil Binalar Konseyi (USGBC) tarafından verilen LEED sertifikasının sahibi oldu.

Çevre dostu uygulamalar, konforlu iç mekan koşulları ve yüksek oranlarda enerji, su ve hammadde tasarrufu gibi kriterleri değerlendiren LEED Sertifikasyon Sistemi, İstanbul Sabiha Gökçen terminal binasının toplu taşıma ulaşımını özendirerek karbon salınımının düşürülmesine destek vermesi, enerji verimliliğini artırması ve günışığından faydalanması gibi özelliklerine vurgu yaparak LEED Sertifikası Gold kategorisinde verildi.   

“KARBON EMİSYON SALIMINI YÜZDE 30 AZALTMAYI AMAÇLIYORUZ”

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Sabiha Gökçen Havalimanı terminal işletmecisi İSG’nin CEO’su Ersel Göral, “İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı olarak 7 gün24 saat yaşayan bir yapıya sahibiz. Yaptığımız işlerin ve verdiğimiz hizmetlerin temelinde, insana, topluma ve doğaya dair ‘iyi olanı ortaya koymak’ yatıyor. Terminal binamızdaki çevre dostu uygulamalar, doğaya saygılı ve enerji tasarruflu yürüttüğümüz operasyon ve konforlu iç mekan koşullarımızla dünyada en çok tercih edilen LEED sertifikasyonuna dahil olduk. Ve bu sertifikayı başvurduğumuz ilk yılda Gold kategorisinde alarak önemli bir başarıya imza attık. Bu sertifikaya sahip olarak, enerji verimliliğinde yüzde 30 artış hedeflerken, doğalgaz kullanımında ve karbon emisyon salınımında ise yüzde 30 azalma gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. Ayrıca su tasarrufunda da yüzde 25 oranında bir hedefimiz var. Bundan sonraki süreçte de tasarruf hedeflerimizi artırarak sürdüreceğiz. 2020 yılının ilk çeyreğinde temelini atacağımız yeni terminal binamızı da yine bu hedeflere uygun bir şekilde inşa edeceğiz” dedi.

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı terminal binasına verilen LEED sertifikasını dünyada New York JFK (ABD), New York La Guardia (ABD) , San Diego (ABD), Cidde Kral Abdülaziz (Suudi Arabistan), Zagreb (Hırvatistan) havalimanlarının yanı sıra Türkiye’den de İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na verilmişti. 

‘Türkiye Eğilimleri Araştırması’nın sonuçları açıklandı

Araştırmada farklı ülkelerin Türkiye’ye tehdit olarak algılanıp algılanmadıkları sorgulandığında, ABD yüzde 64,5 ile ilk sırayı alırken, yüzde 55,6 ile İsrail ikinci, yüzde 49,2 ile İngiltere üçüncü sırada yer aldı. Türkiye’nin en yakın dostu-müttefiki olarak görülen ülke ise yüzde 56,5 ile yine Azerbaycan oldu. Azerbaycan’ı KKTC ve Özbekistan takip etti.

Türkiye Eğilimleri Araştırması 2019 yılı sonuçlarına göre En çok güvenilen kurum Türk Silahlı Kuvvetleri, en az güvenilen kurum ise medya oldu. Türk halkının yarısı kitap okumuyor; yüzde 73,5’i tiyatroya yüzde 38’i sinemaya gitmiyor.

 Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın koordinasyonunda akademik bir ekip tarafından sürdürülen ve Türkiye’nin gündemi ile geleceğe yönelik olası sorunlara kamuoyunun bakışını tespit eden ‘Türkiye Eğilimleri’ araştırmasının 2019 yılı sonuçları açıklandı.

26 ilde kent merkezlerinde yaşayan 18 yaş üzeri bin kişiyle yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’de halk ülkenin en önemli sorunları olarak geçen yıl olduğu gibi bu yıl da işsizlik, hayat pahalılığı ve terörü görüyor. En güvenilen kurumlar arasında TSK birinci sırada yer alırken, medyanın bu yıl da en az güvenilen kurum olması dikkat çekiyor.

25 Kasım – 13 Aralık 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları Prof. Dr. Mustafa Aydın, Prof. Dr. Mitat Çelikpala, Prof. Dr. Murat Güvenç, Prof. Dr. Banu Baybars Hawks, Prof. Dr. Osman Z. Zaim ve Sabri Deniz Tığlı’dan oluşan araştırma ekibi ile Kadir  Has  Üniversitesi  Rektörü  Prof.  Dr.  Sondan  Durukanoğlu  Feyiz’in  katıldığı  toplantı  ile açıklandı.

 EN GÜVENİLEN KURUM TSK

Araştırma sonuçlarına göre, Türk halkının en güvendiği kurumlar arasında 2019 yılında ilk sırayı Türk  Silahlı  Kuvvetleri  (TSK)  aldı.  2018’de  ilk  sırada  yer  alan  Jandarma  2019’da  ikinci  sıraya yerleşirken  üçüncü  Polis,  dördüncü  ise  Cumhurbaşkanlığı  oldu.  TSK,  Jandarma,  Polis, Cumhurbaşkanlığı  ve muhalefet  partileri  gibi  kurumlara  ‘kesinlikle  güveniyorum’  diyenlerin oranının 2019 yılında artış göstermesi de dikkat çekiyor. En az güvenilen kurum ise, bu sene de değişmeyerek yüzde 35,2 ile medya oldu.

SİYASAL KUTUPLAŞMA OLDUĞUNU DÜŞÜNENLERLE DÜŞÜNMEYENLER AYNI ORANDA

Araştırmaya göre Türkiye’de siyasal kutuplaşma olduğunu düşünenlerin oranı (%50,8), olmadığını düşünenlerin  oranına (%49,2) çok  yakın. Yargının  siyasallaştığını  düşünenlerin  oranı  ise  2018 yılında  yüzde  30,8  iken,  2019’da  38,7’ye  yükseldi.  Araştırmaya  katılanların  yüzde  30,7’si Türkiye’de  demokrasinin  zayıfladığını  düşünürken, yüzde  29,8’i  Türkiye’nin  demokratikleşme sürecinde  olan  bir  ülke  olduğuna  dair  görüş  bildirdi. 

BUGÜN  BİR  SEÇİM  OLSA OYUNUZU KİME VERİRSİNİZ?

Ayrıca ‘Türkiye’de  bugün  bir  seçim  olsa oyunuzu kime verirsiniz?’ sorusuna katılımcıların, kararsızlar (%10,4) dağıtıldıktan sonra, yüzde 40,2’si AK Parti,yüzde 33’ü CHP, yüzde 9,2’si HDP, yüzde 8,3’ü MHP, yüzde 8,1’i ise İyi Parti  yanıtını verdi. Araştırma  sonuçlarına  göre,  ‘Son  bir  yılda  yaşanan  ekonomik  gelişmeler  sizi  nasıl  etkiledi?’ sorusuna toplumun yüzde 46,5’i ekonomik olarak daha kötüye gittiğini belirtirken, yüzde 19,4’ühiç etkilenmediği şeklinde cevap verdi. 2018 yılında kendi ekonomik olarak daha kötü durumda görenlerin oranı yüzde 57,1’di.

2019’DA FETÖ TEHDİDİ EN ÖNEMLİ SORUNLAR ARASINDA ÇIKTI

Araştırma sonuçlarına göre, halk 2019 yılında terörün ardından işsizlik,hayat pahalılığı ve FETÖ tehdidini Türkiye’nin en önemli sorunları olarak görüyor. Ülkenin en büyük sorunu olarak (yüzde 19,8 oranında) terör görülürken, hayat pahalılığı yüzde 18,1 ile ikinci, 2018’de yüzde 27 ile birinci sorun olan işsizlik ise yüzde 16,8 ile üçüncü sırada yer alıyor. Ekonomi ile ilişkilenen sorunlar bir arada değerlendirildiğinde ise işsizlik, hayat pahalılığı ve ekonomik durgunluk toplamda yüzde 46,1 oranla birinci sıraya yerleşiyor. 2016 yılında radikal bir artış gösteren FETÖ sorunu, 2019’da yüzde  10,5‘e  gerileyerek 4’üncü sıraya  yerleşti. 

Öte  yandan,  coğrafi  olarak  bakıldığında  Ege  ve Marmara Bölgelerinde en büyük sorun ‘hayat pahalılığı’ olurken, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’da ‘işsizlik’,  Karadeniz  ve  İç  Anadolu  Bölgesi’nde  ‘terör,  Akdeniz  Bölgesi’nde  ise ‘ekonomik durgunluk’ oldu.

TÜRKİYE’YE İÇİN ABD TEHDİT AZERBAYCAN DOST

Araştırma sonuçlarına göre hükümetin dış politikalarını ‘başarılı’ bulanların oranı 2018 yılında yüzde 32,2 iken 2019’da bu oran yüzde 28,5’e geriledi. Farklı ülkelerin Türkiye’ye tehdit olarak algılanıp algılanmadıkları sorgulandığında, ABD yüzde 64,5 ile ilk sırayı alırken, yüzde 55,6 ile İsrail ikinci, yüzde 49,2 ile İngiltere üçüncü sırada yer aldı. Türkiye’nin en yakın dostu/müttefiki olarak görülen ülke ise yüzde 56,5 ile yine Azerbaycan oldu. Azerbaycan’ı KKTC ve Özbekistan takip etti.

Araştırma  sonuçlarına  göre, AB üyeliğini  desteklediğini belirtenlerin  oranı ve  NATO  üyeliğini desteklediğini belirtenlerin oranı 2018’e göre büyük değişiklik göstermeyerek sırasıyla yüzde 51 ve yüzde 54,8 oldu.

SURİYELİ SIĞINMACILARIN ÜLKELERİNE GERİ DÖNECEĞİNE İNANILMIYOR

Araştırmanın çarpıcı sonuçlarından biri de Türkiye’de yaşayan Suriyeli sığınmacılarla ilgili. Buna göre  2018’de  Suriyeli  sığınmacılardan  memnun  olduğunu  söyleyenlerin  oranı  yüzde  13,7’de kalırken, 2019’da bu oran yüzde 12,9’a geriledi. Memnun olmayanların yüzde 51,6’sı memnun olmama  sebebi  olarak  suça  meyilli  olmalarını  gösterdi. Türk  halkının  yüzde  70,9’u  Suriyeli sığınmacıların ülkelerine geri gönderileceğine inanmadığını beyan ederken, katılımcıların yüzde 86,1’i  ‘İş  sahibi  iseniz-olsanız,  yanınızda  Suriyeli  sığınmacı  çalıştırır  mısınız?’  sorusuna  hayır yanıtını verdi.

DOKTORLUK EN PRESTİJLİ MESLEK
Araştırma Türk halkının sosyoekonomik durumunun yanı sıra sosyal ve kültürel durumuna yönelik de önemli veriler içeriyor. Araştırmaya göre Türkiye’de en prestijli meslek olarak 2018’de olduğu gibi ‘tıp doktorluğu’ ilk sırada yer aldı. Doktoru, üniversite profesörü ve hakim takip etti. Her gün gazete okuyanların sayısı yüzde 10,5’ten 9,6’ya gerilerken, gazeteyi internetten okuyanların oranı yüzde 42’ye yükseldi.

TÜRK HALKININ YARISI KİTAP OKUMUYOR; YÜZDE 73,5’İ TİYATROYA YÜZDE 38’İ SİNEMAYA GİTMİYOR2019 yılında hiç kitap okumayanların sayısı yüzde 60,9’dan yüzde 50,9’a gerileyerek azaldı. Buna karşın her gün kitap okuyanların sayısı artış göstererek yüzde 2,6’dan 4,3’e yükseldi. Araştırma sonuçlarına  göre  sinemaya  ayda  üç-dört  kez  gidenlerin  sayısında  artış  gözlemlenirken, futbol maçına, sergiye ve konsere gidenlerin sayısı da 2018 yılına göre arttı. Hiç sinemaya gitmeyenlerin oranı yüzde 38,3; hiç tiyatroya gitmeyenlerin oranı ise yüzde 73,5 oldu.

VAKTİNİ SOSYAL MEDYADA GEÇİRENLERİN ORANI 2 KAT ARTTI

Günde 5 saatten fazla sosyal medya ve bilgisayar oyunlarıyla geçirenlerin sayısı da 2018’e göre 2 kat artarak yüzde 9,4’e yükseldi.Türkiye’de iyiye giden değişimler başlığı altında ilk sırayı ekonomi, askeri güç ve sağlık hizmetleri aldı.  Kötüye  giden  değişimler  ise  yine  ekonomi,  işsizliğin  artması  ve  hayat  pahalılığı  olarak gösterildi.  Ankete  katılanlara  sorulan  ‘Türkiye’de  yaşamaktan  duyduğunuz  memnuniyet seviyenizi  öğrenebilir  miyiz?’  sorusuna  yüzde 46  “çok  mutluyum  ya  da ‘mutluyum’  cevabını verirken; 2018’de olduğu gibi yüzde 15 ‘çok mutsuzum’ cevabını verdi.

ARAŞTIRMA 10 YILDIR TÜRK HALKININ NABZINI ÖLÇÜYOR

Dünya çapında bir araştırma üniversitesi olduklarını söyleyen Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sondan Durukanoğlu Feyiz, “10 yıldır Türk halkının düşünce, görüş ve tespitlerine ışık tutan Türkiye Eğilimleri araştırması içinde bulunduğumuz konjonktür açısından çok değerli bilgi ve veriler sunuyor. Bu araştırma ile Türkiye’nin sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel ve  yaşam  alışkanlıkları objektif  bir  şekilde  ölçüyor. Bu  tür  bir araştırmaya destek vermekten mutluluk duyuyoruz” dedi.

“TÜRK HALKININ RESMİNİ ÇIKARIYORUZ”

Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Mustafa Aydın ise, “10 yıldır 26 ilde bin kişiyle bu araştırmayı yapıyoruz. Bu da bize Türk halkının resmini hatta videosunun çekme fırsatı veriyor. Halkın algıları, beklentileri, kamuoyunu meşgul eden konulara ilişkin düşüncelerini tespit ediyoruz. En önemlisi eğilimleri yakalamaya çalışıyoruz” diye konuştu. 

“SİYASİ PARTİLERDEN KOPMALAR VAR”

Halkın kutuplaşma istemediğini dile getiren Prof. Dr. Aydın, “Her partinin kendi çekirdek seçmeninin dışında kalan eklemlenmiş gruplarda kopmaların yavaş yavaş başladığını görüyoruz. Bu gruplar hemen diğer siyasi partilere geçmiyorlar ama kararsız konuma doğru evrilmiş durumdalar. Yeni kurulan veya kurulacak olan partilere yüzde 9’luk bir destek var. Ama diğer taraftan da yüzde 50’nin üzerine çıkan ‘kesinlikle oy vermem’ diyen grup var. Halk yeni bir parti kurulmasını çok desteklemiyor. Ama kurulasak ise de partinin merkezde olması gerektiğine dair bir talep var. Kendi partilerinden kopanlar da büyük ölçüde merkeze yerleşmiş gözüküyor. Yani artık kutuplaşma,ayrışma yerine merkez politika yapılması isteği ağır basıyor” ifadelerini kullandı.   

EKONOMİ ÖNEMLİ BİR MESELE OLARAK GÖRÜLÜYOR

“Türkiye’nin önündeki en önemli sorunu sorduğumuz zaman hep ‘ekonomi ile ilgili meselelerin çıktığını gördük” diyen Prof. Dr. Aydın, “Halkın yüzde 42’si ekonomiyi önemli bir mesele olarak görüyor. Geçen yılki gelişmelerden en çok işsizliğin öne çıktığını gördük. Gıda fiyatlarındaki artışlar da sorun olarak gözüküyor. Dış politikada başarılı bulma oranında son 2 yıldır düşüş var. Bunu Suriye meselesi kaynaklı görmeliyiz. Mültecilerin Türkiye’deki konumu bunu etkiliyor” dedi.

DEPREME HAZIR DEĞİLİZ

Prof. Dr. Aydın, depreme yönelik herhangi bir hazırlık yapılmadığını vurgulayarak, “Birçok ilde deprem tehlikesi var genel kanaat devletin yeterince bu yönde hazırlık yapmadığı oldu. Ama biz kişisel olarak hazırlık yaptılar mı diye sorduk.  Orada net bir şey ortaya çıkıyor ki toplumun sadece 5’te 1’i depreme karşı önlem almış. Onun dışında bir hazırlık yok” diye konuştu.  

SİYASİ PARTİ İTTFAKLARI BÜTÜNLEŞMİŞ

İttifaklarda bütünleşmelerin yoğunlaştığını söyleyen Prof. Dr. Mustafa Aydın, “Özellikle MHP tabanında net bir şekilde hükümete yönelik teveccüh var. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konumu ve politikalarının desteklenmesi konusunda olumlu görüşler var. Zaman zaman AK Parti tabanından daha fazla MHP tabanının hükümet politikalarını desteklediğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.  

“MANSUR YAVAŞ BÜTÜN PARTİLERDEN DESTEK ALIYOR”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a, bütün parti tabanlarından net bir şekilde destek olunduğunu aktaran Prof. Dr. Aydın, “Bu desteği yüzde 60’ları bulduğunu gördük. İstanbul’da daha karışık bir durum var. Ekrem İmamoğlu, Yavaş kadar desteğe ulaşabilmiş değil. Yüzde 39 oranında bir destek alıyor. AK Parti ve MHP tabanı İmamoğlu’na daha mesafeli duruyor. Ankara’da ise MHP tabanı Yavaş’a net bir destek veriyor” dedi.